Hastalıklara Karşı Bağışıklığınızı Çelik Kadar Dayanıklı Hale Getirecek Besinler

Bizi sağlıklı kılan, çoğu hastalığa karşı koruyan, vücudun savunma sistemi olan bağışıklık sistemimizi güçlendirmenin yolu vitamin ve minaral deposu yiyeceklerden geçiyor.

Güçlü bir bağışıklık sistemi için mutfağımızdaki bu sebze, meyve ve baharatları tüketmenin faydası büyük. Vücudumuzu dirençli hale getirecek ve bizi hastalıklara karşı koruyacak bu besinleri tanımanın şimdi tam zamanı.

Kağıdı kalemi hazırlayalım, başlıyoruz.

Not: Bu besinlerden bir ya da birkaçına karşı hassasiyetiniz varsa doktorunuza danışmadan tüketmeyin deriz.

1. ZencefilBağışıklık sistemini korumaya yardımcı olan zencefili balla ya da pekmezle karıştırarak tüketebilir ya da zencefil çayı, zencefil şurubu yaparak hastalıklardan korunabilirsiniz.

Şu içeriğimiz de size detaylı olarak yardımcı olacaktır.

2. Zerdeçal

Zencefile benzer şekilde zerdeçal da bağışıklık sistemimizin en güçlü koruyucularından. Tıpkı zencefil gibi zerdeçalı da balla karıştırarak tüketebilirsiniz. Hatta 1 tatlı kaşığı bal, 1 çay kaşığı zerdeçal ve 1 çay kaşığı zencefil karıştırarak hazırladığınız doğal reçete sizi hastalıklardan bir kahraman gibi koruyacaktır.

Dilerseniz evde zerdeçal çayı da yapabilirsiniz. Bu içeriğimiz size adım adım yardımcı olacaktır.

3. BrokoliTam bir C vitamini deposu olan brokoli bağışıklık sistemini güçlendirmekle kalmıyor vücudun ihtiyacı olan ve hastalıkla savaşırken ona gerekli olan C vitamini de fazlasıyla sağlıyor. Brokoliyi haşlayarak, salatada çiğ olarak kullanarak tüketebilirsiniz.

Ayrıca lahana, karnabahar, turp ve ıspanak da bağışıklık sistemi dostu diğer sebzeler.

4. MantarProtein, lif, B ve C vitamini içeren kültür mantarlarını da bu dönemde sık sık tüketebilirsiniz. Vücudu enfeksiyonlara karşı koruyan beyaz kan hücrelerinin üretimini artıran mantar bağışıklık sisteminizi de güçlendirecektir.

5. Maydanoz

Yeşilliklerin en faydalılarından maydanoz da bağışıklığınız için evde hep bulunması gereken besinlerden. Bir bardak suyun içinde 10 gram maydanozu kaynatıp beklettikten sonra içine limon ve bal koyarak bu karışımı günde 1 kez içebilirsiniz.

6. Soğan – Sarımsak

Doğal antibiyotik dediğimiz sarımsak ve soğanı belki de en sık tüketmemiz gereken zaman şu sıralar. Öyle ki 6 diş kavrulmuş sarımsak yediğinizde 4 saat içinde sarımsağın antioksidan özelliği kendini hızlı bir şekilde belli ediyor ve bu sayede vücudunuz, birçok hastalığın oluşmasına neden olan serbest radikallerle savaşmaya başlıyor.

Kalsiyum, demir, folat, magnezyum, fosfor ve potasyum minareller barındıran soğansa aynı şekilde bağışıklık sisteminin en büyük destekçilerinden.

7. Portakal, muz, greyfurt

C vitamini açısından zengin olan tüm meyveleri bu dönemde evinizden eksik etmeyin. Bu meyvelerin başlıcaları ise portakal, greyfurt, mandalina ve nar. Ne kadar organiklerse o kadar iyi.

Not: Düzenli ilaç tüketiyorsanız greyfurt tüketmek ciddi sonuçlar doğurabilir. Konuyla ilgili şu içeriğimizde daha fazla detay bulabilirsiniz.

8. Yaban mersini

Yaban mersinini diğer meyvelerden ayırdık çünkü diğerlerine göre antioksidan kapasitesi daha yüksek, şeker oranı ise daha az. Antibakteriyel özellikleri de çok güçlü olan yaban mersini bağışıklık sistemini ciddi derecede güçlendirdiği biliniyor.

9. Elma sirkesiAntibiyotik ve antiseptik özellikler taşıyan elma sirkesiyle gargara yapmak bile boğazınızdaki mikropları temizlemek için yeterli. Dilerseniz içine bal ve limon da ekleyebilirsiniz. Bu yöntemi günde 2-3 kez tekrarlamanızda bir sıkıntı yok.

10. Keten tohumuYağlı tohumlar da bağışıklığı güçlendirmede çok etkili. Onların içinde en güçlüsü ise Omega-3 zengini olan keten tohumu. Serbest radikallerin sebep olduğu zararları azaltarak bağışıklığını güçlendiren keten tohumu solunum yolları hastalıklarına da çok iyi geliyor.

Keten tohumu haricinde badem, fındık ve ceviz gibi kuru yemişlerden de destek alabilirsiniz.

Tüm bu besinlerin haricinde evde kolayca hazırlayabileceğiniz doğal çaylar da size bu yolda ciddi destek verecektir. Onları yakından tanımak için şu içeriğimizi inceleyebilirsiniz:

Bağışıklık sisteminizin güçlü olup olmadığını nasıl anlarsınız?

Korona ile boğuştuğumuz şu günlerde belki de en önemli konuların başında bağışıklık sistemi geliyor. Koronavirüse karşı en etkili silahımız bağışıklık sistemimiz. Ayrıca sağlıklı ve uzun ömürlü olmak için de güçlü bir bağışıklık sistemine ihtiyacımız var. Acaba bağışıklık sisteminiz yeterince güçlü mü ?

Maalesef yetersiz beslenmekten stres altında kalmaya, sigara tüketmekten kalitesiz uykuya, hareketsizlikten uzun süreli ilaç kullanmaya kadar pek çok etken nedeniyle bağışıklık sistemimiz güçsüz düşebiliyor. Bağışıklık sisteminin alarm verdiği durumları erkenden farkettiğimiz takdirde önlem alarak hastalıklara karşı direncimizi koruyabilmemiz mümkün. Peki nedir bunlar ?

1- Yorgunluk

Gün içinde enerji harcadığımız için yorgun olmamız çok olağan. Yalnız harcadığımız enerjiden fazla yorgunluk hissediyorsak bu bir alarm olabilir. Uyanınca yorgun oluyorsanız, dinlendiğiniz halde enerjiniz yerine gelmiyorsa, eskiye nazaran çabuk yoruluyorsanız bir doktora danışmanızda fayda var.

 

 

2- Uçuk

Ağız çevresi ve dudaklarda görülen ve içinde sıvı olan yara kabarcıkları şeklinde kendini gösteren uçuk da dikkat etmemiz gereken bir husus. Yılda 4 defadan fazla uçuk çıkarıyorsak bağışıklık sistemimizin zayıf olduğunun sinyali olabilir.

3- Enfeksiyonların tekrarlanması

Kişi kolay kolay hasta olmuyorsa bağışıklık sistemi güçlü olmasından ötürüdür. Bağışıklığı sağlayan beyaz kan hücreleri yeterli seviyede çalışamıyor ise enfeksiyonlara daha kolay yakalanırız. Ayrıca hastalıklarız da daha zor iyileşir. Çabuk hastalanıyorsanız bunu göz önünde bulundurmakta fayda var. Ayrıca tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, ishal, idrar yolu veya genital bölge enfeksiyonları ve mantar enfeksiyonları önemli bir uyarıcı olabiliyor. Bu yüzden “nasıl olsa geçer” diyerek hastalığı önemsememek ve gelişigüzel ilaç kullanmak yerine bağışıklık sistemimizi kontrol ettirmek gerekiyor.

4- Vücutta nedensiz açılan yaralar

Vücutta sebepsiz yara oluşması veya var olan yaraların geç iyileşmesi, mantar enfeksiyonlarının kendini tekrarlaması bağışıklık sisteminin alarmlarından oluyor. Önemsemediğimiz sivilceler, ayaklardaki mantarlar, kasık bölgesindeki kızarıklıklar, saçlı derinin pullanarak dökülmesi, zayıflayan bağışıklık sisteminin habercisi olabiliyor. Yaraların geç kapanması, mutlaka doktora gidilmesini ve bağışıklık sistemi kontrolü yapılmasını gerekli kılıyor. Unutmayalım cildimiz aslında vücudumuzun içindeki sorunların aynası gibidir.

5- Aft ve pamukçuk

Ağız içi ve dil üzerinde, ağrılı, ortası beyaz lezyonlar şeklinde oluşan aftlar yılda 4 den fazla oluşuyorsa bu da bağışıklık sisteminizin zayıflama alarmı olabilir. Pamukçuk oluşumu da aynı şekilde dikkatle izlenmesi gereken bir durumdur. Pamukçuk adı verilen kandida cinsi mantar ağız kanalından yemek borusuna, mideden bağırsaklara kadar her yerde kendini gösterebiliyor. Bağışıklık zayıfladığında vücuda yerleşen bu mantar aynı zamanda bağışıklığı kendisi de baskılayıp hastalığın ilerlemesine yol açabiliyor. Hatta son yıllarda kanser gelişimine katkısının olup olmadığı araştırılıyor.

Pekala bağışıklık sistemimizi nasıl güçlendireceğiz ?

  • Düzenli ve dengeli beslenmeye dikkat. Özellikle A, B, C, E, D vitaminleriyle çeşitli mineralleri içeren besinleri almaya özen göstermeliyiz.
  • Kaliteli ve düzenli uyku çok önemli. En az 6-8 saat uyumaya, uyku saatlerinin düzenli olmasına dikkat edilmeli.
  • Stres ve kaygı düzeyinin asgariye indirilmesi şart.
  • Temiz havada düzenli olarak spor yapmak hem zihinsel hem de fiziksel açıdan kendimizi daha iyi hissetmenizi sağlar, ayrıca bağışıklık sisteminizi de güçlendirir.
  • Probiyotik tüketimi ve sindirim sisteminin düzenli çalışması da güçlü bir bağışıklık sisteminde son derece etkili oluyor. Ev yapımı yoğurt, kefir, ev yapımı sirke, ev yapımı turşu, boza ile şalgam suyu probiyotik açısından zengin besin öğeleri arasında yer alıyor.
  • Su tüketiminin arttırılması. Yarıdan fazlası su olan vücudumuzun hücrelerinin hem daha iyi çalışabilmeleri hem de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için günde en az 2-2,5 litre su içmeyi asla ihmal etmeyin.

3 Madde! Koronavirüsten Korunmak İçin Bağışıklığınızı Güçlendirecek…

Koronavirüs gibi pek çok hastalıkla baş etmenin temel kuralı bağışıklık sistemini güçlendirmekten geçiyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Prof. Dr. Y. Birol Saygı, “Bağışıklık sisteminiz güçlü olursa, virüsler başta olmak üzere bakteri, mantar ve diğer mikroorganizmalar bir hastalığı tetikleyemez; genellikle fark edilmeden vücuttan uzaklaştırılır. Bu nedenle, özellikle kış aylarında; yeterli ve dengeli bir diyet, D3, çinko ve C vitamini gibi hayati biyofaktörlerin yeterli tüketimi gerekli” diyor.

Küresel koronavirüs salgınına karşı korunmak için Sağlık Bakanlığı ve uzmanların önerilerinden biri de bağışıklık sisteminin güçlü tutulması… Vücudumuzun hastalıklara ve mikroorganizmalara karşı kullandığı doğal savunma mekanizması olan bağışıklık sistemini güçlendirmek özellikle kış aylarında hayati önem taşıyor. Beykoz Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Y. Birol Saygı, stres, dengesiz yaşam tarzı ve belirli biyofaktörlerin yetersiz alımının bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olduğunu söylüyor. Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla kişinin enfeksiyonlara yatkınlığının arttığını belirten Saygı, “Bağışıklık sisteminizin mikroorganizmaları ortadan kaldırması ne kadar uzun olursa; öksürük gibi soğuk algınlığı semptomları, hatta ateş gibi savunma reaksiyonları meydana gelir. Bu reaksiyonlar, vücudun virüsleri ve bakterileri yasaklamak için kullandığı savunma reaksiyonlarıdır. Tüm bunları önlemek için özellikle virüslere karşı bağışıklık sisteminizi ve sağlığınızı aktif olarak desteklemeniz gerekir” diyor.

‘VİRÜSLER KIŞ MEVSİMİNİ SEVER’

Koronavirüsün tüm dünyada yayıldığı bu kış günlerinde vücudun savunma mekanizmasının güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Profesör Saygı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “İnsanlar, kışın düşük nemli, ısıtmalı ve kapalı odalarda daha sık kalmaları, kalabalık ortamlarda daha çok zaman geçirmeleri ve bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle hastalanmaya daha yatkındır. Özellikle kışın daha az taze meyve ve sebze tüketilmektedir. Bu nedenle diyetimiz yoluyla doğal vitamin ve minerallerin alımı azalmaktadır. Açık havada daha az zaman harcanması nedeniyle kışın sonuna doğru, D3 vitamini stoklarımız azalmakta. Ayrıca, bağışıklık sistemi doğal olarak soğuğa, kara ve yağmura maruz kalmaktadır. Virüs mevsimlerinin özellikle yılın soğuk döneminde bu kadar yaygın olmasının nedeni budur.” Peki bağışıklık sistemimizi korumak için neler yapmalıyız?

İşte o maddeler:

  1. C vitaminine vücudunuzun ihtiyacı olduğunu unutmayın. C vitamini, mikroorganizmaları yok etmek ile sorumlu beyaz kan hücrelerinin oluşumunu uyarır, böylece vücudun savunma reaksiyonlarını hızlandırır.

2.Güçlü bir bağışıklık sistemi için çinkoya da ihtiyaç var. Yeterli çinko kaynağı bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine yardımcı olur, enfeksiyon riskini azaltır.

3.D vitamini güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak için vazgeçilmez… D vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir, hastalıklara karşı vücudu dirençli hale getirir.

‘SAVUNMA MEKANİZMASINI HIZLANDIRIR’

Kışın bağışıklık sistemini güçlendirmek için çinko, C ve D vitamini gibi biyofaktörlere çok iş düşüyor. “İyi ayarlanmış bir biyofaktör dengesi, enfeksiyonlarla savaşmamıza ve iyileşmemize yardımcı olur” diyen Prof. Dr. Yaşar Saygı, öncelikli olarak C vitaminin vücudumuzdaki işlevlerini anlatıyor:

“C vitamini vücudumuzda birçok işlevi yerine getirir. Bunlardan biri, bağışıklık sistemini güçlendirmektir. C vitamini, mikroorganizmaları yok etmek ile sorumlu beyaz kan hücrelerinin oluşumunu uyarır, böylece vücudun savunma reaksiyonlarını hızlandırır.

Ayrıca, C vitamini güçlü bir antioksidan olup metabolizmamızda oksidatif stresi azaltır. Bu ise kandaki zararlı serbest radikalleri bağladığı, vücudun antioksidan etkileri olan kendi maddelerini yeniden ürettiği ve istenmeyen hücre stresini azalttığı anlamına gelir. C vitamini vücudumuzdaki tüm bu reaksiyonlarda kullanılır. Bu yüzden hastalandığımızda C vitamini ihtiyacımız artmaktadır.”

‘SİGARA İÇENLERE DAHA ÇOK C VİTAMİNİ GEREK’

İnsan vücudu kendi C vitaminini üretemediği için ihtiyacın günlük diyetlerden karşılanması gerekiyor. Bilindiği üzere, limon, portakal, greyfurt ve mandalina gibi narenciyeler yüksek miktarda C vitamini kaynakları… Saygı, “Sağlıklı yetişkin erkekler için önerilen günlük C vitamini alımı 110 mg, kadınlar için 95 mg’dır. Sigara içenler için yüzde 40 daha yüksek bir doz (günde 155 mg ve 135 mg) öneriliyor” bilgisini veriyor.

‘ÇİNKO, ENFEKSİYON RİSKİNİ AZALTIR’

Güçlü bir bağışıklık sistemi için çinkoya da ihtiyaç var. Çinko, insan vücudunda en fazla fonksiyona sahip eser elementlerden biri. Aynı zamanda vücutta demirden sonra en yaygın olan bu element, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli rol oynuyor. Vücutta çinko yetersizse T yardımcı hücreleri ve T öldürücü hücreler gibi normal hücreler ve bağışıklık sistemi hücreleri aktive olamıyor. Bu da vücudumuzun savunma mekanizmasını olumsuz etkiliyor.
Çinko’nun virüsler için önleyici olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Birol Saygı, “Çinko, virüslere yapışarak vücuttaki hücrelere girmelerini ve çoğalmalarını önler. Bu nedenle, yeterli çinko kaynağı bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine yardımcı olur, enfeksiyon riskini azaltır. Sonuç olarak kişi enfeksiyon sırasında, iyi işleyen bir bağışıklık sistemi ile virüslerle daha etkili bir şekilde savaşabilir. Enfeksiyonun süresi ve şiddeti, yeterli çinko alınarak azaltılabilir” şeklinde konuşuyor.

‘HAYVANSAL ÇİNKO DAHA YARARLI’

Vücudumuz çinkoyu bir organda depolayamıyor. Bu yüzden birçok farklı doku ve organ hücrelerimizde çinko bulunuyor. Saygı, sağlıklı yetişkinler için günlük 7-10 mg çinko alımını öneriyor. Saygı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sığır eti veya peynir gibi hayvansal kaynaklı gıdalar yüksek oranda çinkoya sahip. Bitki bazlı gıdalar daha az çinko içeriyor. Bununla birlikte, bitkisel gıdalardan alınan çinko, hayvansal kaynaklardan elde edilen çinkoya göre kullanılamaz. Çinkonun biyoyararlanımı çeşitli diyet bileşenlerinden etkilenir. Tahıl ve baklagillerde bulunan fitatlar, vücuttaki çinkonun emilimini engeller. Sitrik asit (meyve ve sebzelerin doğal asidi) bitkisel gıdalarda doğal miktarlarda bulunan diyette çinko emilimini arttırır. Özellikle veganlar gibi tek taraflı diyete sahip olanlar, sadece hasta olduklarında değil, çinko dengesine de dikkat etmeli.”

D VİTAMİNİ STOKLARI KIŞIN TÜKENİYOR

D vitamini sadece sağlıklı kemikler için değil güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak için de vazgeçilmez… “D vitamini, vücudu kendi bağışıklık sistemi tarafından yürütülen yanlış yönlendirilmiş saldırılara karşı korur. Böylece otoimmün hastalıklar ve kronik enflamasyon riskini azaltmaya katkıda bulunur” diyen Prof. Dr. Birol Saygı, “D vitamini eksikliğiniz varsa, T hücreleriniz ve diğer antikorlarınız yeterince aktive edilmez ve kanımızdaki mikroorganizmalar çok iyi algılanmaz ve ortadan kaldırılamaz. D vitamini stoklarımız özellikle kışın yavaşça tükendiğinde; bağışıklık sistemini zayıflatır ve vücudu hastalanmaya daha eğilimli hale getirir” diyor.

‘VÜCUT KENDİ D VİTAMİNİNİ ÜRETEBİLİYOR’

Vücudun üretip depolayabileceği nadir biyofaktörlerden birinin D vitamini olduğunu vurgulayan Saygı, değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor: “D vitamini öncüsü, güneş ışığının (veya daha kesin olması için UV-B radyasyonunun) etkisiyle cildimizdeki kolesterolden yapılır. Karaciğerdeki transformasyondan sonra kış aylarında yağ dokusunda depolanabilir. Bağışıklık sistemi tarafından ihtiyaç duyulduğunda, böbrekler yoluyla aktive edilir ve daha sonra bağışıklık sisteminin normal işleyişine katılır. Bununla birlikte, çeşitli koruyucu bariyerler (örneğin gökyüzünde bulutlar veya vücudumuzdaki giysiler), D vitamini sentezini tetiklemek için yeterli UV-B radyasyonunun cilde ulaşmasını önleyebilir. Kış aylarında güneş radyasyonu birkaç ay boyunca çok zayıftır. Böylece, vücudun kendi D vitamini üretimi sonbahar ve ilkbahar arasında neredeyse durmaktadır. Neyse ki, D3 vitamini, yağlı balıklar, balık yağı ve küçük yumurta gibi bazı gıdalardan emilebilmektedir. Bu nedenle, özellikle kış aylarında; yeterli ve dengeli bir diyet, D3, çinko ve C vitamini hayati biyofaktörlerin yeterli tüketimi düşünülmelidir. Bu durumda bağışıklık sisteminiz sizleri ödüllendirecektir.”

Uyarı: Koronavirüsten (Kovid-19) Korunmak İçin C Vitamini Takviyesine Gerek Yok…

Sevgili okurlarım gün geçtikçe yayılmaya devam eden koronavirüsten (Kovid-19) korunmak için vatandaşlar bağışıklık sistemini güçlendirmeye yöneldi. Bunun için C vitamini takviyesine başvurmaya gerek olmadığını söyleyen Prof. Dr. Mutlu Demiray, “C vitamini eczanelerden alınabilecek bir tedavi değildir. Kalori dağılımının uygun yapılması, mevsimsel gıdaların tüketilmesi ve mümkün olduğunca da doğal yollarla beslenmek yeterlidir” dedi.

Dünyada yayılan koronavirüsün Türkiye’de de görülmesinin ardından vatandaşlar da aldıkları önlemleri artırmaya başlayarak vitaminlere yöneldi. Hastalığın tedavisinde bağışıklık sisteminin güçlü olmasının önemi ön plana çıkınca C ve D vitamin takviyelerine de talep arttı. Sağlıklı bir yaşam sistemi olduğu sürece ilave vitamin ve mineral takviyesine gerek olmadığına dikkat çeken Medicana International İstanbul Hastanesi İç hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mutlu Demiray, “Özellikle C vitaminini korunmak için almanızın yararlı olduğunu düşünmüyorum. C vitamini tedavisi hastanelerde hekimlerin karar verip uygulayacağı bir tedavidir. İyi bir uyku, dinlenme ve sağlıklı beslenme bunun için yeterli olacaktır” diye konuştu.

“ÖNERİLEN DOZDA D VİTAMİNİ KULLANILABİLİR”

Son dönemde yapılan analizlerde D vitaminin düşük bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Demiray, “Bunu normal seviyeye getirmek için önerilen dozlarda D vitamini kullanılabilir” dedi.

“C VİTAMİNİ, FARMAKOLOJİK BİR TEDAVİDİR”

Yüksek doz C vitaminin başta kanser olmak üzere birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığını dile getiren Prof. Dr. Demiray, “C vitamini, ciddi bir farmakolojik tedavidir. ‘Kendim alayım, yaptırayım’ şeklinde olabilecek bir şey değil. C vitamini tedavisi eczanelerden alınabilecek bir tedavi de değildir. C vitamini tedavisi, hastanelerde hekimlerin karar verip uygulayacağı bir tedavidir. Koronavirüs tedavisinde yüksek doz Vitamin C tedavisi kullanılmaktadır. Ancak hangi hastanın nasıl kullanacağına enfeksiyon hastalıkları uzmanları ve bilim kurulu karar verebilir” diye konuştu.

“HER TÜRLÜ YEŞİLLİKTE BULUNUYOR”

Korona virüs tedavisinde de özellikle virüsün ciddi durumlarında yüksek doz C vitamininin yararlı olduğunun ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Demiray, şunları söyledi: “Her türlü yeşillikte C vitamini var. Biz narenciye ülkesiyiz, tüm narenciyelerin içerisinde de C vitamini bulunuyor. Ekstra alınmasına gerek yok. Bizim ülkemiz gibi coğrafyalarda bir eksiklik görülmemekte. C vitamini alıyor olmanız sizde bir risk oluşturmaz zaten çok az miktarı emiliyor ve fazlalığı da idrarla atılıyor. Diğer takviye edici gıdaları da çok fazla kullanmanıza gerek yok. İyi bir uyku, dinlenme ve sağlıklı beslenme bunun için yeterli olacaktır.”

GÜNLÜK İHTİYACIMIZ 200 MİLİGRAM

Türkiye’de yüksek doz C vitamini tedavisini en çok yapan hekimlerden olan Prof. Dr. Mutlu Demiray, günlük C vitamini ihtiyacımızın 200 miligram olduğunu, bunun gıdalardan alınabildiğini ve fazlasının alınmasına gerek olmadığını vurguladı.

Prof. Dr. Demiray, “Ağızdan aldığınız C vitamini belli bir orandan sonra kana geçmez. Çok az bir miktarda emilir. Bu yüzden bir sürü vitamin alma yoluna gidilmemesi gerekir. Uyuyun, dinlenin, temiz havada yürüyüşler yapın ve mutfağınızda mutlaka baharatlar, meyve ve sebzeler olsun. Bunun dışında hiçbir şey yapmaya ihtiyaç yok. Evinizde kalın ve korunun” dedi.

Cildim Neden Pullanıp Dökülüyor?

Sevgili okurlarım cildinizde kaşıntı ve pullanma gibi sorunlarınız mı var? Bunun nedeni sadece cilt kuruluğu olabilir. Ancak eczaneden aldığınız reçetesiz ürünler bu sorunları alt etmenize yardımcı olmuyorsa o zaman bir dermatoloji uzmanının yardımına ihtiyacınız var demektir. Cildin pullanıp dökülmesinin farklı birtakım nedenleri vardır. Saçlı derinizde zaman zaman oluşan kepekler veya vücudunuzun başka bölgelerinde kaşıntılı alanlar varsa dermatoloji uzmanı bir hekime muayene olarak bunun nem kaybından mı yoksa daha ciddi başka bir nedenden mi kaynaklandığını öğrenebilirsiniz.

Cildinizde kaşıntı ve pullanma gibi sorunlarınız mı var? Bunun nedeni sadece cilt kuruluğu olabilir. Ancak eczaneden aldığınız reçetesiz ürünler bu sorunları alt etmenize yardımcı olmuyorsa o zaman bir dermatoloji uzmanının yardımına ihtiyacınız var demektir. Cildin pullanıp dökülmesinin farklı birtakım nedenleri vardır. Saçlı derinizde zaman zaman oluşan kepekler veya vücudunuzun başka bölgelerinde kaşıntılı alanlar varsa dermatoloji uzmanı bir hekime muayene olarak bunun nem kaybından mı yoksa daha ciddi başka bir nedenden mi kaynaklandığını öğrenebilirsiniz.

Cildin Pullanmasının nedeni nedir?

Normalde vücudumuz her gün 30 ila 40.000 arasında ölü deri hücresini döker ve bunların yerine taze, henüz olgunlaşmakta olanları koyar. Ancak deri hücrelerinizin büyüyerek yenilendiğini veya küçük pullar halinde döküldüğünü fark etmezsiniz.

Derinizin en üst katmanı ölü deri hücreleri ile birlikte birtakım doğal yağlar içerir, bunların derinizde oluşan su kaybını engellemeye yardımcıdır. Eğer bu katman hasar görür ve derinizdeki nem buharlaşarak yok olursa ya da deri hücrelerinin yenilenme süreci anormal bir biçimde hızlanırsa deriniz pullanıp dökülebilir. Cilt yaşlanması, aşırı güneşe maruz kalma, sert kimyasal maddeler, bazı ilaçlar ve belirli hastalıklar da bu durumun sorumlusu olabilir.   

Egzema ve Atopik Dermatit

Eğer sizin veya çocuğunuzun cildinde kırmızı, pullanmış ve fazlasıyla kaşınan alanlar varsa bu bir egzema olabilir. Sık rastlanan bu durumun nedeni -hatalı biçimde- cildin kuru veya hassas oluşu sanılabilir. Bebek ve çocuklarda genellikle çene ve yanaklarda hafifçe pullanıp kabuklanmış alanlar görülebilir, ancak pullanıp dökülmeler vücudun herhangi bir bölgesinde ortaya çıkabilir. Ellerdeki egzema ellerin dış yüzeyinin, avuç içlerinin ve parmakların kurumasına , kalınlaşmasına ve çatlamasına neden olabilir. Bu durumda ciltte bir yanma hissi ve çatlaklar nedeniyle hafif kanamalar oluşabilir.

Çocuklarda egzema gelişimi sıklıkla görülür, ancak yetişkinlerde de hiç görülmemiş olsa dahi ileriki yaşlarda ortaya çıkabilir. Bunun nedeni tam olarak çözülemeyebilir. Neden çoğunlukla genetik faktörlerin ve birtakım dış etkenlerin bileşimi ile oluşur. Derinin reaksiyon verdiği bu dış etkenler arasında şunlar olabilir.

  • Yünlü maddeler (özellikle giyecek)
  • Sabun ve temizleyiciler
  • Parfüm
  • Makyaj malzemeleri
  • Klor
  • Sigara dumanı

Bu durumda ciltte şu tür belirtiler ortaya çıkar:

  • Kızarmış, tahriş olmuş, şişmiş deri
  • Kabuklanma veya yara sızıntısı
  • Deride kalınlaşma, kabalaşma hissi veren pullanmış alanlar,
  • Ciddi derecede kaşıntı

Sedef Hastalığı

Sedef hastalığı (psoriasis) gümüş rengine çalan beyaz pullar ve kalın, kızarık kabartılı alanlarla kendini belli eder. Doktorlar bunun bağışıklık sisteminden kaynaklanan bir durum olduğunu düşünürler. Bu durumda deri hücreleri normalden hızlı bir şekilde çoğalır, ancak eski, ölü hücreler deriden kolayca dökülmezler. Böylece eski ve yeni hücreler birbirlerine yapışırlar; kalın, kaşıntılı, acı veren pullanmış alanlar oluştururlar.

Sedef hastalığının bir çok tipi vardır, yukarıda sayılanlar “plak tipi” denilen tipin özelliğidir. Dizlerde, saçlı deride, dirseklerde,avuç içlerinde, ayak tabanlarında ve sırtta ortaya çıkabilir. Bu durum aynı zamanda tırnakların çukurlaşmasına, kırılmasına ve hatta düşmesine de neden olabilir. Sedef hastalığının ailesel bir geçişi vardır ancak herhangi bir şekilde bulaşıcı değildir.

Seboreik Dermatit

Seboreik dermatit saçlı derideki kepek oluşumunun en önemli nedenidir. Ölü hücrelerden oluşan beyaz yağlı plaklar saçlı deride ve omuzlara dökülmüş biçimde görülebilir. Bazen kaşıntılı bir saçlı deri yapısı ortaya çıkar ki bu da kepeğin sürekli biçimde oluştuğunu gösterir. Seboreik dermatit varlığında saçlı deri ve yakınındaki alan yağlıdır, sarı veya beyaz renkli kabuksu pullarla kaplıdır. Hatta bu pullanma kaşlarda bile görülebilir, bu tipteki bir pullanma ve kepek oluşumu burun kenarlarında, kulak arkasında, bazen de meme altında görülebilir. 

Diğer nedenler

Pullanma, kepeklenme, kırmızı renkli deri döküntüleri ile ortaya çıkan bir çok deri hastalığı mevcuttur. Yukarıda sayılanlar dışında derinin bölgesel olarak veya yaygın biçimde kalınlaşmasına pullanıp dökülmesine, hatta bu durumun günlük yaşamı engelleyici hale gelmesine neden olan birtakım seyrek görülen ve ailesel geçişli olabilen deri hastalığı mevcuttur.

Ne zaman bir doktora görünmeli?

Eğer kuru, pullanıp kepeklenen bir cilt yapınız varsa, bu rahatsızlığınızla birlikte görülen diğer cilt sorunlarını da not alın ve cildiye doktoruna başvurun. Kendi cilt sorunlarınıza dair tanıyı kendiniz koyma çabasına girmeyin. Deri hastalıkları genelde birbirine benzer ve ayırıcı bir tanı koymak ve doğru bir bakım ve tedavi sağlamak için uzmanlık ve bilgi birikimi gerekir.

Piyasada satılan sıradan nemlendiriciler bu sorunların çözümünde bir ölçüde yardımcı olabilirler ancak etkili bir sonuç sağlayamayabilirler. Çünkü içerikleri kaliteli değildir, ucuz ham maddeler ile üretilmişlerdir.

Cildinizin hücrelerini tuğla ile örülmüş bir duvar kabul edersek, bu yapının sağlam durması için hücreler arasında seramid içeren bir harç mevcuttur. Seramidin bu harcın içinde az oluşu cildin kendiliğinden kuru olma nedenidir. Bazen de seramid dış etkilerle azalır: Güneş, sıcak, soğuk, deterjan, lazer, epilasyon vb. gibi etkenlerle azalan seramidi, mutlaka seramid ve bitkisel hiyaluronik asit içeren krem veya losyonlarla onarıp, deriyi eski haline getirmek gerekir. Bu konuda bilimsel yayınlar da mevcuttur. Onun için etkin ve kaliteli bir nemlendirici de bu iki madde mutlaka bulunmalıdır! Yok ise, cildinizin ihtiyacını gidermekte yeterli olmayacaktır.

Doktor veya eczacınızın önereceği Dermadolin ürünlerinden yarar göreceksiniz. Bu nedenle sadece onları dinleyin ve önerilerini not alın.

Sağlıklı günler dileğiyle

Virüslere Karşı Korunmanızı Sağlayacak Besinler

Corona virüsüne karşı alınacak önlemlerin arasında beslenme düzeninde yapılacak değişiklikler de yer alıyor. İspanya’da yayın yapan La Vanguardia gazetesi, bağışıklık sistemini destekleyen ve güçlendiren besinlerin bir listesini yayınladı.

Corona virüsü salgını haberleri hepimize virüslere karşı alınacak önlemlerin aslında ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Elleri yıkamaktan, ortamların temizlenmesine kadar birçok önlem corona virüsünün yayılmasını engelleyecektir. 

Temizlik yönünde alınacak önlemlerin yanı sıra insanların bağışıklık sistemlerini kuvvetli tutmaları da başta corona virüsü olmak üzere tüm virüslere karşı vücudun vereceği mücadelenin zaferle sonuçlanmasına neden olacaktır. Bu nedenle bağışıklık sistemini destekleyecek ve güçlendirecek besinlerin tüketilmesi elzem hale geliyor. İspanya’da yayın yapan La Vanguardia gazetesinin yayınladığı bağışık sisteminin çalışmasını destekleyecek besinler listesi, bu yönden önemli bir liste olarak görülebilir. 

Sarımsak yemek, salgın boyunca bir kat daha önemli

Virüslere Karşı Korunmanızı Sağlayacak Besinler Açıklandı ile ilgili görsel sonucu

Yayınlanan listenin ilk sırasında doğal bir antibakteriyel, antiviral ve antifungal olarak bilinen sarımsak yer alıyor. Sarımsağın arkasındanda ise E vitamini yönünden zengin olan badem geliyor.

Sarımsak ve bademin yanında mukus önleyici özelliği nedeniyle tavuk ve hindi suyu doktorlar tarafından öneriliyor. Aynı zamanda beta-karoten bakımından zengin patates ve brokoli de virüslere karşı vücut direncinin artırılması için uzmanlar tarafından öneriliyor. 

La Vanguardia’nın bağışıklık sistemini destekleyici besinler listesinin devamında mantar, bitter çikolata, nar, kivi gibi besinler bulunuyor. Baharatlar kısmında zencefil ve zerdeçal bulunurken, vücut direncini artıracak içecekler listesinin ilk iki sırasında ise yeşil çay ve kefir bulunuyor. 

LİMONUN SAYMAKLA BİTMEYEN FAYDALARI

Limonun bulunan mineraller ve vitamin

Limon iyi bir C ve B6 vitamini ile potasyum kaynağıdır. Büyük kısmı su ve basit şekerlerden oluşan karbonhidratlardan oluşur. Sağlıklı bir diyet lifi olan pektin içerir. Limonda bulunan lifin %50 – 60 kadarı pektinden oluşur. Çok az yağ ve protein vardır. Çeşitli sağlık yararları sağlayan sitrik asit (limon tuzu), hesperidin (P vitamini), diosmin, eriocitrin ve D-limonen gibi antioksidanlar içermektedir.

Limonun sağlığa faydaları

Böbreklere faydası

Böbrek taşları, atıklar böbreklerinizde kristalleştiğinde ve biriktiğinde oluşur. Limonun sitrik asitli yapısı idrar hacmini ve idrar pH’ını artırarak böbrek taşı oluşumunu engelleyebilir. Limonda bulunan hesperidin böbrekleri korur.

İnme riskini düşürebilir

Limon tüketimi özellikle kadınlarda iskemik inme (kan akışını durduran bir kan pıhtısı) riskini azaltabilir. Kandaki düşük C vitamini düzeyleri özellikle fazla kilolu ve yüksek tansiyona sahip kişilerde inme riskinde artışla bağlantılıdır.

Kanserle savaşır

Limonda bulunan hesperidin antioksidan özellikleriyle serbest radikallerle mücadele eder, vücudun savunma sistemini uyarıcı özellikler gösterir. Limonun kabuğunda bulunan d-limonen bileşiğinin tümör küçültücü etkisi olduğu ve hücreleri programlı ölüme (apoptoz) götürebileceği gösterilmiştir. Pankreas, mide, cilt ve akciğer kanserinin büyümesini yavaşlatır. Limondaki lif pektin kolon ve meme kanserinin büyümesini yavaşlatabilir. Ayrıca yüksek miktarda ve düzenli C vitamini tüketimi de oksidatif stresi önlemeye yardımcıdır.

Alerjik astımı önleyebilir

Alerjik hastalıkların gelişimi genellikle vücuttaki aşırı oksidatif stres ile ilişkilidir. Limonda bulunan flavonoidler (hesperidin ve d-limonen) serbest radikalleri temizlemeye yardımcı olur ve alerjik reaksiyonları azaltır. Ayrıca alerjik astım gibi hastalıklara neden olan iltihap oluşumların gelişmesini engeller.

Anemiye iyi gelir

Demir vücutta oksijen iletiminden ve kırmızı kan hücrelerinin yapımından sorumludur. Anemi genellikle demir eksikliğinden kaynaklanır ve menopoz öncesi kadınlarda yaygındır. Limonun C vitamini bakımından güçlü yapısı diyetten demir emiliminin artmasını sağlar.

Bağışıklık sistemini güçlendirir

Limonda bulunan pektin bağışıklık sistemini canlandırıcı etki gösterir. Vücutta üretilmeyen B6 vitamini de bağışıklığın sağlıklı çalışması için gereklidir ve kronik hastalıklara karşı koruma sağlamaktadır. Hesperidin bileşiği merkezi sinir sistemi hastalıklarının doğal tedavisinde kullanılmaktadır.

Sindirim sağlığını korur

Limonda bulunan çözünebilir lif pektin bağırsakları çalıştırır, doğal bir karbonhidrat olarak şeker ve nişastaların sindirimini yavaşlatıp kan şekeri seviyelerinin dengede kalmasını sağlar. Kabızlığı önlemek için limon suyu içilebilir. Güne başlarken sıcak suya sıkılacak yarım limonun suyunu taze nane ile içmek sindirim sistemini rahatlatıp zindelik sağlar.

Kalp sağlığına iyi gelir

Limonda bulunan hesperidin bileşiği diosminle birlikte vasküler (damarsal) koruma sağlar. Diğer antioksidan naringin de ateroskleroz (damar sertliği) hastalığına karşı kullanılabilir. Potasyum minerali kalp hastalıkları ve kötü kolesterol için risk faktörlerini azaltır. Yeterli ve düzenli C vitamini alımıyla kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riski düşer.

Limon ve hipertansiyon

Her sabah, aç karnına ılık bir bardak suyla karıştırılmış limon suyunun kan damarlarını yumuşatarak ve esnek olmalarını sağlayarak hipertansiyonu engellediği düşünülmektedir. Ancak bu konuyla ilgili henüz yeterli çalışma bulunmamaktadır.

Limon ve diyabet

Amerikan Diyabet Birliği limonu ve portakalı diyabete karşı süper gıdalar olarak listelemiştir. Limon ve portakal aynı miktarda karbonhidrat içermekle birlikte limonda şeker oranı daha düşüktür. Ayrıca limonun suyu, yüksek glisemik indeks (GI) içeren bir gıda ile birlikte tüketildiğinde, nişastanın şekere dönüşümünü yavaşlatabilir ve böylece yiyeceklerin GI’sini düşürebilir.

Limon ve kemik erimesi (osteoporoz)

Limon alkalize olmasının yanı sıra, içerdiği C vitamini, kalsiyum, magnezyum ve potasyum sayesinde kemik erimesi için temel gıdalardan biridir. Askorbik asit olarak da bilinen C Vitamini, kemikleri ve kıkırdakları koruyan kolajen üretimi için gereklidir. Limon suyu ayrıca potasyum ve kalsiyumun uygun şekilde emilmesi için gerekli olan magnezyum içerir. Potasyum, metabolik asitleri nötralize ederek kemik sağlığını destekler, böylece vücudun kalsiyum depolarını korur.

Limon ve grip

Limon, bağışıklık sistemini güçlendiren, antiviral ve antibakteriyel özelliklere sahip doğal bir antioksidandır. Bu özellikleriyle soğuk algınlığı veya gripten korunmak için mükemmel bir doğal tedavidir. Balgam, boğaz ağrısı ve öksürük tedavisinde etkilidir. Limonun suyu ve balı karıştırarak tüketmek öksürük ve boğaz ağrısının azalmasına yardımcı olabilir.

İdrar söktürücü olarak limon

Limon ılık ya da sıcak suya katılıp tüketildiğinde idrar çıkışını arttırır. Bu sayede su tutulumu olan kişilere özellikle fayda sağlar. İdrar atımıyla vücuttan toksinlerin ve zararlı bakterilerin atılımı gerçekleşir.

Limon kabuğunun faydaları

Limonun kabuğu, suyundan 5 ila 10 kat daha fazla vitamin barındırır. Limonu yıkayıp kuruladıktan sonra dondurun. Kullanmak istediğinizde rendeleyin ve arzu ettiğiniz bir salataya, yemeğe veya meyve suyuna katarak tüketin. Faydaları şöyle sıralanabilir;

  • Vücudu toksinlerden arındırır. Karaciğeri temizler. Antiseptiktir.
  • Kabızlığı önler, gazı giderir, mideyi rahatlatır.
  • Kronik hemoroit belirtilerini önlemek için kullanılabilir.
  • Ciltte ve dişte oluşan lekeleri önleyebilir.
  • Yaraların iyileşme sürecini hızlandırır.
  • Enfeksiyonlarla mücadele eder, solunum sorunlarına iyi gelir

 

Limon yağının faydaları

Limon yağı limonun kabuğundan çıkarılan esansiyel bir yağdır; kabuğunda birçok aromatik yağ ve uçucu bileşik bulunur. Bu faydaları şöyledir;

  • Ağız ve diş sağlığını korur
  • Üst solunum yollarına iyi gelir.
  • Cilt, saç ve tırnak ile ilgili sorunlarda kullanılabilir
  • Odaklanmayı sağlar.

Limon yağı genellikle aromaterapi ürünlerinde (diğer turunçgillerin yağlarıyla karışım halinde) veya 1 çay kaşığı taşıyıcı yağa 2-3 damla limon yağı eklenerek şampuan ya da vücut temizleyicisi olarak kullanılabilir. Limonyağı, karbonat ve Hindistan cevizi yağıyla karıştırılarak 2 dakika boyunca dişler ovulursa dişlerde beyazlama sağlayabilir. Tırnak mantarında tırnakları limon kabuğu yağı ile ovmak işe yarayabilir.

Limon suyunun faydaları

  • Solunum sorunlarına iyi gelir: Limon suyu zengin bir C vitamini kaynağı olarak uzun süreli solunum bozuklukları ile de başa çıkmada yardımcı olur.
  • Hazımsızlığı önler. Hazımsızlık ve kabızlıkla ilgili sorunların giderilmesine yardımcıdır. Yemeğe biraz limon sıkmak sindirime yardımcı olur.
  • Ateşi azaltır. Limon suyu, nezle, grip veya ateşi olan bir kişinin tedavisinde yardımcı olabilir. Terlemeyi artırarak ateşi kırmaya yardımcı olur.
  • Diş bakımı sağlar. Limon suyu ağrıyı hafifletmeye yardımcı olabilir. Diş etlerine limon suyu ile masaj yapmak, diş eti kanamasını durdurabilir, ayrıca çeşitli diş eti hastalıklarından ve diğer koşullardan gelebilecek kötü kokuları da ortadan kaldırabilir
  • Yanıkları giderir. Limon suyu cilt üzerindeki yanma hissini azaltır ve izlerin solmasına yardımcı olabilir.
  • Küçük kanamaları durdurur. Antiseptik ve pıhtılaşma özelliklerine sahiptir, bir parça pamuk topuna limon suyu uygulayabilir ve burun kanamasını durdurmak için burnun içine yerleştirebilirsiniz.
  • İyi bir temizleyicidir. Limon suyu yağları çözme kabiliyetleri ve ferahlatıcı aroması nedeniyle etkili bir temizlik ürünüdür.
  • Cilt sağlığını korur. Doğal bir antiseptik ilaç olan limonsuyu, güneş yanıklarının ağrılarını azaltmak için uygulanabilir, sivilce ve egzamaya iyi gelir. Yaşlanma karşıtı bir çözüm olarak kırışıklıkları ve siyah noktaları giderebilir.

Bağışıklık Sistemini Güçlendirmek İçin ‘Hibisküs’ İçin!

Hibisküs, ebegümecigiller familyasına ait tahmin edilen yaklaşık üç yüz çeşidi bulunan bir bitkidir. Ilıman iklimleri seven hoş kokulu bitkinin tıbbi amaçlı olarak kullanılan türü Batı Afrika’ya has Hibiscus sabdariffa’dır. Hibisküs çayı da, hibisküs çiçeklerinin kuru yaprakları demlenerek yapılır. Vitamin ve mineral bakımından epey zengin olan hibisküs, Hindistan’dan Meksika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada yetişmektedir. Peki, bu çayın faydaları nelerdir? Hibisküs nelere iyi geliyor?
Koyu kırmızı rengiyle nar çiçeği olarak da isimlendirilen hibisküs çayı, tadından dolayı ekşi çay olarak da bilinir. Hibisküs çayı, kan basıncını ve tansiyonu dengeler, kolesterolü düşürür, idrar söktürür, sindirim sistemini rahatlatarak kabızlığı ve şişkinliği de giderir. Hibisküs çayının sağlık açısından faydalarını daha yakından inceleyelim.

 

HİBİSKÜS ÇAYININ FAYDALARI

* Vücutta bulunan yüksek miktarlarda LDL (kötü) kolesterol, kan damarlarında ve kalp hastalıklarında kalıcı hasara yol açabilir. Hibisküs çayının besinsel özellikleri, kötü kolesterol seviyelerini azaltmak ve bu koşulları önlemek için fayda sağlar.

* Yapılan araştırmalar, hibisküs çayının hipertansiyonu kontrol altında tutma yeteneğini kanıtlıyor. Diüretik ve antidepresan özelliklere sahip olduğu söylenen hibiskusün çiçekleri de etkili müshil ve karaciğer dostudur.

* Hibiskus çayı, karbonhidrat emilimini yavaşlatarak kan şekerini dengeler. Bu sayede zayıflamak isteyenlerin bu hedeflerine ulaşmasına yardım ederek kilo vermelerini kolaylaştırır.

* Hibiskus çayı, hipoglisemik ve hipolipidemik özellikleri sayesinde kan şekerinin düşürülmesine ve diyabetin önlenmesine yardımcı olur. Hibiskus ayrıca hipertansiyondan muzdarip kişilerin kan basıncını düzenler.

* Hibiskus, anti-oksidan ve anti-tümör özelliklerine sahip zengin bir protokateşuik asit kaynağıdır. Yapılan bir çalışmaya göre; hibiskusun, programlanmış hücre ölümünü (apoptoz) uyararak kanser hücrelerinin çoğalmasını yavaşlattığı kanıtlanmıştır.

* Hibiskus çayı regl ağrılarına da iyi gelir. Adet dönemindeki ağrılara ve kramplara karşı fayda sağlar. Hormonları dengeler.

* Hibiskus çayında bulunan zengin C vitamini içeriğinin yanı sıra anti-bakteriyel ve anti-inflamatuar özellikleri de soğuk algınlığı ve grip gibi rahatsızlıklardan korunmanıza yardımcı olur. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Hibiskus çayı ayrıca, ateşin neden olduğu rahatsızlıkların tedavisinde de kullanılabilir.

* İçeriğindeki flavonoidler, vitamin ve minerallerdn ötürü antidepresan özelliği vardır. Bedeni ve zihni rahatlatır, sinir sistemini sakinleştirir.

*Mantar oluşumunu engeller.

*Kilo verilmesine engel olan ödemin vücuttan atılmasına yardımcı olur.

*Düzenli bir şekilde hibisküs çayını tüketmek, bel çevresinde incelme ve vücut yağlarında azalma sağlar.

*Böbrek iltihabına iyi gelir.

HİBİSKUS ÇAYI NASIL DEMLENİR?

  • Suyu kaynatılır.
  • Kaynamış suyun içine bir tutam kurutulmuş hibiküs atılır.
  • 10 dakika demlenmesi beklenir.
  • Süzdükten sonra içilir.
  • İsteğe bağlı olarak hibiskus çayına bal, limon ya da zencefil eklenebilir.
  • Dilenirse tarçın, karanfil de eklenilip soğumaya bırakıldığında şerbet olarak da içilebilir.

Hibisküs çayı, düşük riski meydana getirebilir. Bu yüzden hamilelik döneminde asla tüketilmemelidir. Emziren anneler ise doktora danışmalıdır. Uzman onayı olmadan hibisküs çayını tüketmek zararlı olabilir. Bu yüzden hamilelik döneminde hibisküs çayı içmeden önce bir uzmana danışmakta fayda vardır. Hibisküs bitkisi adet sancılarını azaltarak adet kanamasının sökülmesine de yardımcı olur. Adet kanamasının geciktiği zamanlarda hibisküs bitkisinden istifade edilebilir.

 

Bitter Çikolata’nın Faydası !

Faydası şaşırttı: Bitter çikolata gripten koruyor

Kış aylarında birçok insanı gripten korunmak için uzmanlardan özellikle tatlı severlerin hoşuna gidecek tavsiye geldi. Bitter çikolatanın içinde bulunan bileşiklerin gripten korunmada yardımcı olduğunu söylendi.

C vitamininden zengin portakal, ananas, mantar, likopenden zengin domates gibi birçok besinin gripten koruduğunu belirten Diyetisyenler “Kış hastalıklarından korunmada güçlü bir bağışıklık sistemi ve güçlü bir vücut direnci özellikle çok önemli noktalardan biri. Bitter çikolatanın içinde yoğun olarak bulunan kakao, kakaonun içerdiği fenolik bileşikler, bağışıklık sistemimizi ve vücut direncimizi artırıcı maddeleri içeriyor” bilgisini verdi.

VÜCUT DİRENCİNİ VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİYOR

Diğer çikolata türlerine göre bitter çikolatanın tercih edilmesi gerektiğini söyleyen Diyetisyenler “Fenolik bileşiklerce zengin kakaonun yoğun olarak bulunduğu bitter çikolata vücut direnci ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkileriyle göze çarpıyor. Bitter çikolata içerdiği şeker oranının düşük olması ve kakao oranının yüksek olması sebebiyle diğer çikolata çeşitlerine göre tercih edilmesi gereken bir grupta. Çünkü şeker, bağışıklık fonksiyonlarını azaltıcı etkilerde rol oynadığı için biz özellikle bitter çikolata tüketilmesini öneriyoruz” ifadelerini kullandılar.

HER GÜN 2 PARÇA BİTTER ÇİKOLATA

Bitter çikolatanın haftada yaklaşık 2 ya da 3 kez, günde 2 parça olarak kullanılabileceğini belirten diyetiyenler, “Bu, yaklaşık 10 grama tekabül ediyor ve bu kadar tüketilmesi yeterli olacaktır. 1 parça bitter çikolata aldığımızda vücudumuza aldığımız doğal bir antioksidan olan resveratrol maddesi mutluluk hormonunun salınımını artırırken, diğer bir antioksidan maddesi olan kateşin zihinsel performansı sağlayan hormanların salınımını tetikliyor. Bu sebeple kalp sağlığımıza da yararı var ve vücut direncimizi arttırmış oluyor. Bitter çikolata aynı zamanda soğuk algınlığı ve gribin belirteçlerinden olan öksürüğe de iyi geliyor. Özellikle kronikleşmiş öksürüklere de iyi geliyor” diye konuştu.

BEYAZ ÇİKOLATADAN UZAK DURUN

Beyaz çikolata tüketimi uygun değil çünkü:

“Beyaz çikolatanın içerdiği yağ miktarı daha fazla ve biz daha çok bitter çikolatanın içindeki kakao maddesine yöneliyoruz. Çünkü kakaonun içeriğinde daha fazla fenolik bileşikler var ve bu fenolik bileşikler bazı işlemlere maruz bırakıldığında içeriğindeki bileşikler azalıyor, bundan dolayı beyaz çikolata daha çok işleme maruz bırakılıyor.”

HERKES KULLANABİLİR

Bitter çikolatanın belirtilen porsiyonlarda herkes tarafından kullanılabileceğine vurgu yapıldı. “Hastalar da kullanabilir çünkü bitter çikolatanın insülin direnci üzerinde de etkileri saptanmış. Ayrıca LDL kolesterolde ve kalp sağlığını artırmada ve iyileştirmede faydaları da birçok çalışmada ispatlandığı için kullanımı yine aynı porsiyonlarda yeterli olacaktır.”

”Mucizevi Su” Alkali Suyun Faydaları

Bundan birkaç yıl önce varlığından bihaber olduğumuz alkali su, şu aralar çok popüler içeceklerin de başında geliyor. “Mucizevi su”, “zayıflatan su” olarak da anılıyor. Sağlıklı yaşam meraklılarının yakından bildiği bu su çeşidinin birçok faydasından bahsediliyor. Vücudu temizlediği, zayıflamaya yardımcı olduğu, vücudun pH dengesini sağladığı gibi daha bir sürü yararı anlatılıyor.

Peki, bir bardağıyla mucizelere imza attığından söz edilen alkali su nedir? Çok basit malzemelerle evde nasıl yapılır? Söylendiği kadar faydalı mı? Tüm bu soruların cevaplarını hep birlikte öğrenelim öyleyse…

Alkali su nedir?

Satın aldığımız suların paketlerini ya da şişelerinin arkasındaki etiketlerin üzerinde pH değeri yazar. pH değeri, suyun içerisindeki hidrojen miktarını gösterir. İçerisindeki hidrojen miktarı ne kadar yüksekse pH değeri de o kadar yüksek olur. pH değerinin yüksek olması, suyun bazik bir yapıda olmasına da işarettir.

Bir suyun pH değerinin yüksek olup olmadığını nasıl anlarız? Onu da hemen söyleyelim. Şişelerin arkasında yazan pH değeri 7’den yüksekse pH değeri yüksek yani alkali bir sudur. Bu da onun bazik olduğunu gösterir. pH değeri 7’nin altında ise asidik bir sudur ve pH değeri o kadar da yüksek değildir. Suyun pH değeri 7 ise bu onun nötr olduğunu gösterir. Su alırken bu bilgiler mutlaka aklınızda bulunsun.

Peki, içtiğimiz pH değeri 7 ya da 7’nin altındaki sular nasıl alkali hale getirilir?

Alkali su nasıl yapılır?

Limonlu alkali su nasıl hazırlanır?

Suyun alkali hale gelmesi için birkaç malzemeye ihtiyacınız var. İlki limon. 1 adet limonu dilimleyerek suyun içerisine attın ve 8 saat kadar bekletin. Beklettikten sonra içerisine 2 litre suya 1 çay kaşığı olacak şekilde deniz tuzu ilave edin ve güzelce karıştırın. Bu şekilde suyunuzun pH değeri yükselecek ve alkali hale gelecektir.

Karbanotlı alkali su nasıl hazırlanır?

İkinci yöntem ise suyunuzun içerisine karbonat koymak. 1,5 litre suya 1 çay kaşığı karbonat ilave edin ve karıştırın. Bu şekilde birkaç saat bekletin ve tüketin.

Özellikle karbonat gibi maddeleri kullanarak hazırladığınız alkali suları tüketmeden önce bir sağlık probleminiz varsa mutlaka doktorunuza danıştıktan sonra tüketin deriz.

Alkali su zayıflatır mı?

En çok merak edilen sorulardan bir diğerine de yanıt verelim. ”Alkali su zayıflatır mı?” diye soranlarınıza tek başına alkali su içmek zayıflatmaz sadece zayıflamanıza yardımcı olur. Düzenli beslenmenin ve sporun yanında en büyük zayıflama destekçilerinizden biridir. Çünkü vücuttan toksinleri arındırır. Ödem oluşumunun önüne geçer ve sindirim sistemine destektir. Bu yollarla zayıflamaya yardımcıdır.

Alkali suyun faydaları

  • Alkali su daha bazik bir yapıya sahip olduğu için vücudumuzdaki toksinlerin nötr hale gelmesini ve atılmasını sağlar. Bu sayede vücudumuzun temizlenmesine yardımcı olur.
  • Vücudumuzdaki diğer zararlı maddelerin dışarıya daha hızlı atılmasına yardımcı olur.
  • Sindirim sistemine destek olarak daha hızlı ve düzenli çalışmasına da yardımcı olur.
  • Vücudumuzun pH dengesinin sağlanmasına da yardımcı olur.
  • Cildimizi besler, yaşlanma belirtilerini azaltır ve cildi güzelleştirir.
  • Hücrelerin daha çabuk yenilenmesine yardımcı olur.
  • pH dengesini sağladığı için vücudun bağışıklık sisteminin daha güçlü olmasına da yardımcı olur.
  • Ödem oluşumunu da engeller.
  • Vücuttan toksinleri atma, ödemi engelleme gibi özellikleri olduğu için zayıflamaya da yardımcı olur.