BROKOLİ PİZZASI (HAMURSUZ)

Malzemeler

Hamur için;

  1. 1 orta boy brokoli (küçükse 2 tane. İsterseniz karnabaharda kulanabilirsiniz)
  2. 2 yumurta
  3. Dereotu (arzuya göre)
  4. Kaşar peyniri rendesi
  5. Tuz, karabiber, pul biber
  6. 1 diş sarımsak rendesi

Sosu için:

  1. 3 yemek kaşığı salça
  2. 1 yemek kaşığı sıvı yağ
  3. Su
  4. Tuz, karabiber, pul biber

Üzeri için:

  1. Mantar
  2. Domates
  3. Taze soğan
  4. Kaşar rendesi
  5. Yada arzuya göre farklı malzemeler

Hamursuz Brokoli Pizzası Tarifi Yapılışı

  • İlk olarak brokoliyi yıkıyoruz ve haşlıyoruz.
  • İyice yumuşayınca sudan çıkartıp iyice süzüyoruz ve blenderden geçiriyoruz ya da çatalla iyice eziyoruz.
  • İçine ince ince doğranmış dereotunu ekliyoruz ve 2 yumurta kırıyoruz.
  • Daha sonra 3- 4 yemek kaşığı kaşar rendesi ekliyoruz.
  • Baharatları ve sarımsağı da ekleyerek iyice karıştırıyoruz ve fırın kağıdı serdiğimiz borcama döküp kaşık yardımıyla iyice bastırıyoruz.
  • Brokolimizi 200 derecelik fırında üzeri hafif kızarana kadar pişiriyoruz.
  • Sosumuz için salçamızı ve yağımızı karıştırıp birazda su ekliyoruz ki akan ama çokta sıvı olmayan bir sos olsun.
  • Baharatları da ekleyip karıştırıyoruz.
  • Fırından çıkan brokolimize sosumuzu sürüyoruz ve üzerine kaşar rendesi serpiyoruz.
  • Üzerine malzemelerimizi yerleştiriyoruz.
  • Tekrar peynir eriyip malzemeler pişene kadar fırına veriyoruz (süresi fırından fırına değişir)

Hastalıklarla Başa Çıkmada Yardımcı Tavuk Çorbası

Tavuk Çorbası Nasıl Yapılır?

Özellikle şu sıralar vücut direncimizi yüksek tutmalıyız. Bu spor yapıp, temiz hava almak kadar neler yediğimize de bağlı. Bana bulaşmaz demeyin şu an bütün dünyayı ele geçirmiş virüs her an herkese bulaşabilir ancak direncimizi yüksek tutarsak bu ihtimal düşer. İşte size vücut direncinizi artırmaya yardımcı tavuk çorbası.

TAVUK SUYU ÇORBASININ FAYDALARI

1- Güçlü bağışıklık sistemi

Tavuk suyuna çorba, vücudun enerjisini dengeler ve artırır. Çorba hazırlanırken içine ayrıca ilave edilen sebzeler de tavuk suyunun besin değeri yükselirken, zengin değerli protein ile de vücut direncine katkı sağlar. Araştırmacılar , tavuk suyu yaparken salınan amino-asitlerin solunum sistemindeki inflamasyonu azalttığını ve sindirimi iyileştirdiğini keşfetmişler. Bu bileşiklerin ayrıca alerji ve astım gibi rahatsızlıklarını da olumlu yönde etkilediğini belirtiyorlar.

2- Sindirimi geliştirici etki

Tavuk suyu çorba, içerdiği glutamin sayesinde kolay sindirilir ve besleyici özelliğinin yanında bağırsak sağlığını destekler.

3- Eklemleri koruyan etki

Tavuk suyunda doğal olarak bulunan kolajen ve jelatin nedeniyle, düzenli olarak yemek veya içmek, yaşlanmaktan kaynaklanan eklem ağrısına iyi gelir. Jelatin eklemlere baskı uygular aynı zamanda kemikler arasında minder görevi görerek diyete mükemmel bir katkı sağlamakta.

4- Temiz ve genç bir cilt

Tavuk suyu kolajen içerir ve kolajen cilt elastikiyeti için en önemli besinlerden birisidir. Cildin birincil yapısal proteinidir ve dolgun, sağlam ve genç görünümünden sorumlu. Kolajen yaşlanma veya çevresel toksine maruz kalma nedeniyle bozulmaya başladığında, ince çizgiler ve kırışıklıklar gibi erken yaşlanma belirtiler ortaya çıkmaya başlar. Ayrıca tavuk suyundaki çinko, kemiklerde konsantre halde bulunan bir mineraldir. Sivilce ile savaşmak ve sağlıklı cildi desteklemek için önemli bir bileşen.

5- Kaliteli uykuya katkı

Tavuk suyu, gevşeme minerali olarak bilinen magnezyum içermekte. Vücuttaki protein sentezleme, sinir sinyallerini iletme ve kasları gevşetme dahil olmak üzere 300’den fazla enzimatik işlem için gerekli. Bu işlevlerin tümü daha iyi ve kaliteli uyku sağlar. Vücut, yiyeceklerden alınan magnezyumu her zaman kullanılacak bir takviyeden daha hızlı emmekte.

Malzemeler

  • 1 Tavuk göğsü veya but 2 tane (isteğe göre )
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • 2 yemek kaşığı un
  • 2 yemek kaşığı şehriye
  • Yarım limon
  • Tuz, Pul biber, Karabiber, Kekik

Nasıl Hazırlanır

Eti haşlayın ne çok ufak ne de çok büyük olmak şartıyla didikleyin. Tencerenize 1 yemek kaşığı tereyağı eritip kızdırın 2 yemek kaşığı unu koyup kavurun ardından şehriyeleri ilave edip sonra da haşladığınız tavukların suyunu koyup güzelce karıştırın. 1-2 taşım kaynadıktan sonra isteğe göre yarım limon sıkıp didiklediğiniz tavukları ilave edin. O bir tarafta kaynarken ayrı bir tavada 1 yemek kaşığı tereyağı tuz, pul biber, karabiber ve kekik ilave edip kızdırıp çorbanıza ekleyin 1-2 taşım daha kaynadıktan sonra servis yapabilirsiniz.

Buon Appetito

 

Bu besinler 10 kat hızlı yaşlandırıyor!

Besinlerin vücudumuz ve sağlığımız üzerinden birçok etkisi bulunmaktadır. Hepimiz cildimizin daha parlak ve canlı görünmesini isteriz ancak bu noktada tükettiğimiz besinler devreye girer. Özellikle rafine şeker, sağlıksız yağlar, aşırı tuz, alkol ve hatta kafein içeren besinler vücudumuzdaki önemli proteinleri tahrip edebilir. Bu durum vücudumuzun susuz kalmasına neden olur. Peki, hangi besinlerden uzak durmalıyız? İşte sağlığı tehdit ederek cildin yaşlanmasına sebep olan 10 besin

ŞEKER TÜKETİMİ

Artık hepimiz şekerin ne kadar zararlı olduğunu biliyoruz. Kilo almından, kırışıkların oluşmasına ve cildinizin sarkık kalmasına kadar birçok zararı vardır. Çok fazla şeker tüketmek, glikasyon denilen bir işleme sebep olur. Bu işlem vücuttaki proteinlere ve lipitlere zarar verir ve cildinizin kollajenine zarar verir ve kırışıklıkların gelişimini teşvik eder. Çünkü proteinler ve lipitler cildin sıkılığından sorumludur.

TRANS YAĞLAR CİLDİNİZDEKİ KAN AKIŞINI ZAYIFLATIR

Fast food, kızarmış yağlar, margarin, konserveler ve tüm abur cuburlar trans yağ içerir. Trans yağlar sadece kalp hastalığı riskini arttırmakla kalmaz aynı zamanda damarlarınızı sertleştirir. Bu durum, derideki kan akışını zayıflatır ve erken yaşlanmanıza neden olur.

FAZLA TUZ DEHİDRASYONA SEBEP OLUR

Tuz vücudun su tutmasına neden olarak ödeme yol açıyor. Ayrıca hücrelerin küçülmesine neden olarak susuzluğa yol açıyor. Vücut susuz kaldığında cilt kırışıyor ve daha erken yaşlanıyor.

İŞLENMİŞ ETLER DE DEHİDRASYONA NEDEN OLUR

Birçok kişi tarafından sevilen sosis, pastırma ve şarküteri etlerde çok miktarda tuz ve koruyucu madde bulunur. İşlenmiş etlerin tüketimi dehidrasyona neden olur ve iltihaplanmayı tetikler. Ayrıca bu ürünler vücuttaki C vitamini miktarını düşürür ve bu da kollajen oluşumu açısından çok önemlidir. Bunun yerine et tüketimini azaltın ve sebzeli sandviçler tercih edin.

KIZARMIŞ PATATESLER VÜCUDUNUZDAKİ ÖNEMLİ MİNERALLERİ AZALTIR

Patates vücudumuzun içine girdikten sonra anında şekere dönüşür. Özellikle yüksek yağlarda kızartılan patatesler ve yiyecekler serbest radikalleri, serbest bırakır bu da ciltte hücresel hasara neden olur. Patatesi en zararsız şekilde tüketmek istiyorsanız ya haşlayın ya da fırında pişirin.

KAHVE VE KAFEİNLİ İÇECEKLER CİLDİNİZİ KURUTUR

Kafein, vücudunuzu susuz bırakır ve nem eksikliğine neden olur. Bu durum cildinizi kuru ve kırılgan bir hale getirir. Bu durumu çözmenin basit bir yolu vardır: tükettiğiniz her kahve için sadece bir bardak su için ve cildinizi nemlendirmeyi unutmayın.

BAHARATLI YİYECEKLER KIZARIKLIK VE ŞİŞKİNLİĞE NEDEN OLUR

Baharatlı yiyecekler, kan damarlarını genişletir ve cildinizin erken yaşlanmasına sebep olur. Baharat tüketimi sağlıklı görünse de bu konuda ciddi dikkat etmek gerekir. Düzenli baharat tüketimi alerjik reaksiyonlara neden olabilir ve şişkinliğe veya kalıcı kızarıklığa neden olabilir.

MANGAL KÖMÜRÜNDE PİŞEN ETLER CİLDE ZARAR VERİR

Siyah ve kömürleşmiş olan et vücuda ciddi anlamda zarar verir. Bu durum cildiniz için kolajen gibi temel özellikleri bozabilir ve yaşlı bir görünüme yol açar. Mangal yaparken, siyahlaşmış etten uzak durun.

SAĞLIKLI YAĞLAR TÜKETİN

Sağlıklı yağlar, sağlığınız ve cildinizin gençliği için çok önemlidir. Bunun dışında deride inflamasyonu azaltmak, saçlarınızın sağlık uzamasını ve diğer avantajların yanı sıra, cilt hücrelerindeki su kaybını azaltacak güçlü hücre zarları kurar. Cildinizi korumak için somon, avokado, chia, koyu yeşil yapraklı sebzeler, fındık ve kuruyemiş ve hindistan cevizi yağı gibi sağlıklı yağlar tüketmelisiniz.

Kaynak: Sabah

Çölyak hastalığı olanlar dikkat !

Bugün sizlere belkide pek çoğumuzun duyduğu fakat hakkında çok bilgi sahibi olmadığınızı düşündüğümüz bir konu anlatalım istedik. Konumuz Çölyak hastalığı. Ve eğer çölyak hastalığımız varsa neler yapılmalı ?

Hepiniz duymuşsunuzdur Çölyak hastalığını. Bu hastalığa yakalanan her dört insandan üçü maalesef çölyak hastası olduklarından bihaber yaşıyorlar. Bilmedikleri için de rasgele beslenmeye devam ediyorlar. Çölyak hastası kişiler gluten içeren beslenmeye devam ederlerse sağlıklarına çok ciddi bir şekilde zarar verebilirler. Peki o zaman ne yapalım ? Önce bu hastalığı tanıyalım ve “neler yapmalıyız?” ı konuşalım.

 

Eğer Çölyak hastası isek yapabileceğimiz tek tedavi sadece ve sadece glutensiz bir diyet uygulamak. Hem de tüm yaşamımız boyunca. Kendimizi daha iyi hissetmemiz adına bu şart. Ayrıca glutensiz beslenmek herhangi bir bağırsak lezyonumuz varsa bunu onarabilir.

Glutensiz bir diyet nasıl olur? Glutensiz beslenme içinde buğday, arpa, çavdar ve yulaf bulunan herhangi bir yiyeceği tüketmemekle olur. Un, ekmek, makarna ve hamur işleri gibi yiyecekler genellikle bu besinler ile yapılmaktadır.

Peki nedir Çölyak denen hastalık ?

Kendisine önerilen ekmeği reddeden bir kadın.

Bu hastalık sindirim sisteminde karşımıza çıkan kronik bir bağışıklık sistemi problemidir. Vücut gluten adı verilen bir proteine karşı sürekli bir intoleransa sahip olduğunda ortaya çıkar. Gıda intoleransı, tüketilen bir gıdanın içinde yer alan bir maddeye karşı sindirim sisteminin reaksiyonu olarak tanımlanır. Besindeki bir madde kişinin sindirim sistemi tarafından doğru bir biçimde sindirilemez ya da parçalanamaz. Bu durum sindirim sistemini tahriş eder ve hasarlara yol açar.

Gluten proteini buğday, yulaf, arpa ve çavdar gibi bazı tahıllarda bulunmaktadır. Çölyak hastalığı olan kişiler glutenli yiyecek tükettiğinde ince bağırsağın zarı yara alır. Bu yüzden ince bağırsağın besin maddelerini emme yeteneği azalır. Bu durum tedavi edilmediği takdirde, çölyak hastalığı olan kişiler yetersiz beslenmeye başlar ve buna bağlı olarak çeşitli hastalıklar geliştirebilir.

Glutensiz diyetler Çölyak hastalığına birebir tedavidir

Çölyak ve Gluten Duyarlılığı Derneğinden Juan Ignacio Serrano,  “Glutensiz bir diyet uygulamak doğal bir diyeti takip etmenin ve sağlıklı bir hayat yaşamanın bir yoludur. Çölyak hastaları etiketlere her şeyden fazla bakar, işlenmiş gıdalardan kaçınır ve taze yiyecekler yerler.”

Çölyak hastalığı ile mücadeleye başladıysanız size birkaç önerimiz var :

1. Gluten içermeyen yeni unlar deneyin.

Gluten içermeyen bazı un alternatifleri.

 

Buğday, yulaf ya da karabuğday gibi gıdalardan uzak durun. Farklı gıdalardan yapılmış unları deneyin.

Bu yeni unlar harika: pirinç, badem, soya, tapyoka, karnabahar ve nohut unları.

Ayrıca kinoa ya da yukka gibi süper gıdaların unları da işinizi görür. Bu unlar çölyak hastalığına birebir iyi gelmektedir.

2. Ana malzemelerinizde gluten varsa uzak durun.

Glutensiz besinleri içeren bir seçki.

 

Çölyak hastası insanlar için içerisinde gluten bulunmayan taze ürünler tüketmek çok fayda sağlar.

Mesela et, balık, yumurta, meyve ve sebzeleri düzenli tüketebilirsiniz.

3. Sosları da kendin pişir kendin yap. 

Kendi sosunuzu yaparken veya sosunuzun kıvamını yoğunlaştırmak isterseniz topaklanma olmaması için elenmiş mısır unu kullanabilirsiniz.

Ekmek isterseniz patates püresi, öğütülmüş badem ya da doğranmış mısır gevrekleri ile ekmek yapabilirsiniz.

4. Önceden pişmiş yiyecekleri tüketmeyin.

Her zaman için önceden pişmiş ve işlenmiş yiyeceklerden uzak durmalısınız. İşlenmiş gıdalar yemek risk taşımaktadır. Önceden pişirilmiş yiyecekler içinde gluten yokmuş gibi görünebilse de içinde katkı maddesi olarak gluten içerebilirler.

Kanunlara göre şirketlerin kullandıkları un ve nişasta türlerini belirtmeleri gerekmektedir. Ancak yine de, çapraz bulaşma riski olduğundan bu ürünlerden toptan uzak durmak en güzelidir.

Arada bir işlenmiş gıdalar yerim derseniz etiketlere ve ürünün içindekilere dikkat edin.

5. Mutfak aletleriniz ahşap olmamalı.

Ahşap malzemeler çok gözenekli olduğundan gluten partiküllerini emebilir.

Ahşap yerine metal, plastik, silikon ya da diğer materyallerden yapılmış eşyaları kullanabilirsiniz.

Hastalık ile alakalı Çölyak dernekleri ile görüşebilirsiniz. Herhangi bir sorunuz ya da probleminiz varsa bu dernekler size yardımcı olacaktır. Eğer glutenli gıdalardan uzak durur ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimserseniz çölyak hastalığınızı kontrol altına alabilirsiniz.

Detoks Etkili Zayıflatan Çorba

Su ihtiyacımıza destek olmasının yanı sıra iştah kontrolü ve doygunluk hissi oluşturması ile de kilo kontrolü sağlayan çorbalar, vitamini bol-kalorisi az bir öğün için yaz/kış soframızda yer almalı.

Düşük glisemik indeksli zayıflatan çorba tarifinde yer alan tarhun otu; antioksidan, mineral ve vitamin bakımından oldukça zengindir. Safra üretimini teşvik eder ve mide kramplarını azaltır. Detoks etkili ve antibakteriyeldir.

Malzemeler:

  • 3 adet orta boy kabak
  • 500 gram doğranmış beyaz lahana
  • 6 adet orta boy yeşil sivri biber
  • 1/2 su bardağı haşlanmış nohut
  • 1/4 kase tarhun otu
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1 çay kaşığı kimyon
  • 800 ml. su

Yapılışı:

    1. Bol suda yıkayıp uç kısımlarını kestiğiniz kabakları, kabuklarını soymadan iri parçalar halinde doğrayın.
    2. Ortadan ikiye kesip çekirdeklerini çıkardığınız yeşil sivri biberleri iri parçalar halinde doğrayın.
    3. Bol suda yıkayıp kuruttuğunuz doğranmış beyaz lahanaları tencereye alın.
    4. Tarhun otu, haşlanmış nohut, doğranmış yeşil sivri biber ve kabakları tencereye alın.
    5. Üzerlerine az miktarda zeytinyağı gezdirin, kimyon serpiştirin.
    6. Suyunu eklediğiniz çorbayı, kapağı kapalı tencerede ve kısık ateşte sebzeler yumuşayana kadar pişirin.
    7. Son olarak mutfak robotundan geçirdiğiniz püre çorbayı, sıcak olarak sevdiklerinizle paylaşın.

     Pişirme Önerisi

    Çorbaya karnabahar da ekleyebilirsiniz.

    Püf Noktası

    Sebzeleri bol suda yıkayıp, kuruladıktan sonra çorba yapımında kullanın.

     Servis Önerisi

    Çorbayı incecik kıyılmış maydanoz ilavesiyle servis edebilirsiniz.

3 Madde! Koronavirüsten Korunmak İçin Bağışıklığınızı Güçlendirecek…

Koronavirüs gibi pek çok hastalıkla baş etmenin temel kuralı bağışıklık sistemini güçlendirmekten geçiyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Prof. Dr. Y. Birol Saygı, “Bağışıklık sisteminiz güçlü olursa, virüsler başta olmak üzere bakteri, mantar ve diğer mikroorganizmalar bir hastalığı tetikleyemez; genellikle fark edilmeden vücuttan uzaklaştırılır. Bu nedenle, özellikle kış aylarında; yeterli ve dengeli bir diyet, D3, çinko ve C vitamini gibi hayati biyofaktörlerin yeterli tüketimi gerekli” diyor.

Küresel koronavirüs salgınına karşı korunmak için Sağlık Bakanlığı ve uzmanların önerilerinden biri de bağışıklık sisteminin güçlü tutulması… Vücudumuzun hastalıklara ve mikroorganizmalara karşı kullandığı doğal savunma mekanizması olan bağışıklık sistemini güçlendirmek özellikle kış aylarında hayati önem taşıyor. Beykoz Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Y. Birol Saygı, stres, dengesiz yaşam tarzı ve belirli biyofaktörlerin yetersiz alımının bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olduğunu söylüyor. Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla kişinin enfeksiyonlara yatkınlığının arttığını belirten Saygı, “Bağışıklık sisteminizin mikroorganizmaları ortadan kaldırması ne kadar uzun olursa; öksürük gibi soğuk algınlığı semptomları, hatta ateş gibi savunma reaksiyonları meydana gelir. Bu reaksiyonlar, vücudun virüsleri ve bakterileri yasaklamak için kullandığı savunma reaksiyonlarıdır. Tüm bunları önlemek için özellikle virüslere karşı bağışıklık sisteminizi ve sağlığınızı aktif olarak desteklemeniz gerekir” diyor.

‘VİRÜSLER KIŞ MEVSİMİNİ SEVER’

Koronavirüsün tüm dünyada yayıldığı bu kış günlerinde vücudun savunma mekanizmasının güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Profesör Saygı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “İnsanlar, kışın düşük nemli, ısıtmalı ve kapalı odalarda daha sık kalmaları, kalabalık ortamlarda daha çok zaman geçirmeleri ve bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle hastalanmaya daha yatkındır. Özellikle kışın daha az taze meyve ve sebze tüketilmektedir. Bu nedenle diyetimiz yoluyla doğal vitamin ve minerallerin alımı azalmaktadır. Açık havada daha az zaman harcanması nedeniyle kışın sonuna doğru, D3 vitamini stoklarımız azalmakta. Ayrıca, bağışıklık sistemi doğal olarak soğuğa, kara ve yağmura maruz kalmaktadır. Virüs mevsimlerinin özellikle yılın soğuk döneminde bu kadar yaygın olmasının nedeni budur.” Peki bağışıklık sistemimizi korumak için neler yapmalıyız?

İşte o maddeler:

  1. C vitaminine vücudunuzun ihtiyacı olduğunu unutmayın. C vitamini, mikroorganizmaları yok etmek ile sorumlu beyaz kan hücrelerinin oluşumunu uyarır, böylece vücudun savunma reaksiyonlarını hızlandırır.

2.Güçlü bir bağışıklık sistemi için çinkoya da ihtiyaç var. Yeterli çinko kaynağı bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine yardımcı olur, enfeksiyon riskini azaltır.

3.D vitamini güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak için vazgeçilmez… D vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir, hastalıklara karşı vücudu dirençli hale getirir.

‘SAVUNMA MEKANİZMASINI HIZLANDIRIR’

Kışın bağışıklık sistemini güçlendirmek için çinko, C ve D vitamini gibi biyofaktörlere çok iş düşüyor. “İyi ayarlanmış bir biyofaktör dengesi, enfeksiyonlarla savaşmamıza ve iyileşmemize yardımcı olur” diyen Prof. Dr. Yaşar Saygı, öncelikli olarak C vitaminin vücudumuzdaki işlevlerini anlatıyor:

“C vitamini vücudumuzda birçok işlevi yerine getirir. Bunlardan biri, bağışıklık sistemini güçlendirmektir. C vitamini, mikroorganizmaları yok etmek ile sorumlu beyaz kan hücrelerinin oluşumunu uyarır, böylece vücudun savunma reaksiyonlarını hızlandırır.

Ayrıca, C vitamini güçlü bir antioksidan olup metabolizmamızda oksidatif stresi azaltır. Bu ise kandaki zararlı serbest radikalleri bağladığı, vücudun antioksidan etkileri olan kendi maddelerini yeniden ürettiği ve istenmeyen hücre stresini azalttığı anlamına gelir. C vitamini vücudumuzdaki tüm bu reaksiyonlarda kullanılır. Bu yüzden hastalandığımızda C vitamini ihtiyacımız artmaktadır.”

‘SİGARA İÇENLERE DAHA ÇOK C VİTAMİNİ GEREK’

İnsan vücudu kendi C vitaminini üretemediği için ihtiyacın günlük diyetlerden karşılanması gerekiyor. Bilindiği üzere, limon, portakal, greyfurt ve mandalina gibi narenciyeler yüksek miktarda C vitamini kaynakları… Saygı, “Sağlıklı yetişkin erkekler için önerilen günlük C vitamini alımı 110 mg, kadınlar için 95 mg’dır. Sigara içenler için yüzde 40 daha yüksek bir doz (günde 155 mg ve 135 mg) öneriliyor” bilgisini veriyor.

‘ÇİNKO, ENFEKSİYON RİSKİNİ AZALTIR’

Güçlü bir bağışıklık sistemi için çinkoya da ihtiyaç var. Çinko, insan vücudunda en fazla fonksiyona sahip eser elementlerden biri. Aynı zamanda vücutta demirden sonra en yaygın olan bu element, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli rol oynuyor. Vücutta çinko yetersizse T yardımcı hücreleri ve T öldürücü hücreler gibi normal hücreler ve bağışıklık sistemi hücreleri aktive olamıyor. Bu da vücudumuzun savunma mekanizmasını olumsuz etkiliyor.
Çinko’nun virüsler için önleyici olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Birol Saygı, “Çinko, virüslere yapışarak vücuttaki hücrelere girmelerini ve çoğalmalarını önler. Bu nedenle, yeterli çinko kaynağı bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine yardımcı olur, enfeksiyon riskini azaltır. Sonuç olarak kişi enfeksiyon sırasında, iyi işleyen bir bağışıklık sistemi ile virüslerle daha etkili bir şekilde savaşabilir. Enfeksiyonun süresi ve şiddeti, yeterli çinko alınarak azaltılabilir” şeklinde konuşuyor.

‘HAYVANSAL ÇİNKO DAHA YARARLI’

Vücudumuz çinkoyu bir organda depolayamıyor. Bu yüzden birçok farklı doku ve organ hücrelerimizde çinko bulunuyor. Saygı, sağlıklı yetişkinler için günlük 7-10 mg çinko alımını öneriyor. Saygı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sığır eti veya peynir gibi hayvansal kaynaklı gıdalar yüksek oranda çinkoya sahip. Bitki bazlı gıdalar daha az çinko içeriyor. Bununla birlikte, bitkisel gıdalardan alınan çinko, hayvansal kaynaklardan elde edilen çinkoya göre kullanılamaz. Çinkonun biyoyararlanımı çeşitli diyet bileşenlerinden etkilenir. Tahıl ve baklagillerde bulunan fitatlar, vücuttaki çinkonun emilimini engeller. Sitrik asit (meyve ve sebzelerin doğal asidi) bitkisel gıdalarda doğal miktarlarda bulunan diyette çinko emilimini arttırır. Özellikle veganlar gibi tek taraflı diyete sahip olanlar, sadece hasta olduklarında değil, çinko dengesine de dikkat etmeli.”

D VİTAMİNİ STOKLARI KIŞIN TÜKENİYOR

D vitamini sadece sağlıklı kemikler için değil güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak için de vazgeçilmez… “D vitamini, vücudu kendi bağışıklık sistemi tarafından yürütülen yanlış yönlendirilmiş saldırılara karşı korur. Böylece otoimmün hastalıklar ve kronik enflamasyon riskini azaltmaya katkıda bulunur” diyen Prof. Dr. Birol Saygı, “D vitamini eksikliğiniz varsa, T hücreleriniz ve diğer antikorlarınız yeterince aktive edilmez ve kanımızdaki mikroorganizmalar çok iyi algılanmaz ve ortadan kaldırılamaz. D vitamini stoklarımız özellikle kışın yavaşça tükendiğinde; bağışıklık sistemini zayıflatır ve vücudu hastalanmaya daha eğilimli hale getirir” diyor.

‘VÜCUT KENDİ D VİTAMİNİNİ ÜRETEBİLİYOR’

Vücudun üretip depolayabileceği nadir biyofaktörlerden birinin D vitamini olduğunu vurgulayan Saygı, değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor: “D vitamini öncüsü, güneş ışığının (veya daha kesin olması için UV-B radyasyonunun) etkisiyle cildimizdeki kolesterolden yapılır. Karaciğerdeki transformasyondan sonra kış aylarında yağ dokusunda depolanabilir. Bağışıklık sistemi tarafından ihtiyaç duyulduğunda, böbrekler yoluyla aktive edilir ve daha sonra bağışıklık sisteminin normal işleyişine katılır. Bununla birlikte, çeşitli koruyucu bariyerler (örneğin gökyüzünde bulutlar veya vücudumuzdaki giysiler), D vitamini sentezini tetiklemek için yeterli UV-B radyasyonunun cilde ulaşmasını önleyebilir. Kış aylarında güneş radyasyonu birkaç ay boyunca çok zayıftır. Böylece, vücudun kendi D vitamini üretimi sonbahar ve ilkbahar arasında neredeyse durmaktadır. Neyse ki, D3 vitamini, yağlı balıklar, balık yağı ve küçük yumurta gibi bazı gıdalardan emilebilmektedir. Bu nedenle, özellikle kış aylarında; yeterli ve dengeli bir diyet, D3, çinko ve C vitamini hayati biyofaktörlerin yeterli tüketimi düşünülmelidir. Bu durumda bağışıklık sisteminiz sizleri ödüllendirecektir.”

KİLO VERMENİN EĞLENCELİ HALİ “ZUMBA”

Kilo vermek hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı!

Eğlenceli sporlardan zumba dansı, Amerika’da yılın fitness trendi seçildi.  Zumba dansı sayesinde 1 saatte 500 kalori yakabilir, aynı zamanda da çok eğlenebilirsiniz!

Zumba nedir?

Eğlenerek kilo vermek için zumba dansı ile tanışmanız kaçınılmaz. Zumba nedir, herkesin sıklıkla sorduğu bir soru. Latin Amerika danslarının çeşitli stillerinden ilham alan ve Latin Amerika’nın dans müzikleri eşliğinde yapılan hareketleri içeren aerobik bir fitness-dans türüdür.

Jennifer Lopez, Victoria Beckham ve Shakira gibi starların fitness hocalığını yapan Beto Perez’in yarattığı ‘zumba dansı’, son günlerin en trendy kilo verme yöntemi olarak karşımıza çıkıyor. Latin müzikleriyle dans ederken bir yandan kalori yakıyor, bir yandan kaslarınızı çalıştırıyor ve vücudunuzu esnetiyorsunuz. Kalp ve akciğer sağlığına da iyi gelen zumba dansı, 35 ülkede 3 milyondan fazla insanı spor bağımlısı haline getirdi. Bu özelliğiyle de ‘faydalı bir bağımlılık’ yarattığı gerçeğini göz ardı etmemek gerekiyor.

Kilo almamızın sebebi sadece ‘çok yemek yemek’ değil; onun kadar can sıkıcı bir gerçek daha var ki, en zoru da bu sorunu çözebilmek: stres! Araştırmalara göre, insanların kilo almasının ardında yatan en önemli sebeplerden biri bu… Klasik diyet reçeteleri yalnızca açlığınızı kontrol altına alarak kilo vermeye yönelikken; ‘zumba dansı’ işin derinine iniyor ve problemi kökten çözmeyi hedef alıyor ve kilo verdirici sporların başında geliyor.

Daha sakin bir kilo verdirici spor arıyorsanız, pilatesi de deneyin.

Pilates nedir?

Pilates, 19. yüzyıl sonlarında Joseph Pilates tarafından geliştirilen ve daha sonra kendi adıyla anılmaya başlanan bir fitness sistemidir. Pilates yöntemine “Contrology” adını verdi. Ülkemizde de yaygın olarak uygulanan pilates, özellikle Avustralya, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere gibi Batı ülkelerinde sıklıkla tercih edilmektedir.

Hem görsel olarak hem de teoride Pilates, bale tarzında, güç ve esnekliğin uygulandığı bir spordur. Pilates yapan bir dansçı da zarif bir akışkanlıkla hareket edebilir. Pilates, kasların kontrollü kullanımına odaklanmış bir rehberdir. Zumba yapmayı planlıyorsanız, fitness programınıza pilates de ekleyebilirsiniz. Bu sizi hem zumbada daha başarılı kılar, hem de esnekliğinizi artırır.

Pilates nasıl yapılır?

Pilates ya hafif bir antrenman programı ya da zorlu bir antrenman sağlayacak şekilde kişiselleştirilebildiği için, çoğu insanın bu egzersiz şekliyle bir sorunu olmuyor. Hem yeni başlayanlar hem de zaten düzenli egzersiz yapan kişiler için uygun. Size uygun bir YouTube videosu açarak hareketleri takip edebilirsiniz. Pilates için başlangıçta sadece bir mat işinizi görür. Daha sonra pilates topu ya da çekme bantları alarak daha ileri gidebilirsiniz.

Vücutta mutluluk hormonu salgılanmasını artıran ve stres düzeyini ciddi oranda düşüren zumba dansı sayesinde, hem daha çok enerji harcıyor, hem de zararlı stres hormonlarından kurtulabiliyorsunuz. Şunu da unutmayın: Dans ederek salgılanan mutluluk hormonu, kişilerin depresyondan çıkmasına da yardımcı olan etkenlerden biri.

Zumbanın en önemli özelliği, egzersizlerin çok kolay uygulanıyor oluşu. Herkesin yapabileceği bu spor sayesinde vücut şekilleniyor, fit görünüm sağlanıyor. Sadece kalça ve karın değil tüm kaslar çalışıyor, yağlar eriyor, kan basıncı düzene giriyor.

Tıpkı bir kardiyo egzersizi gibi nabzı yükselterek çok kalori yakmanızı ve yağ yakımını hızlandırmanızı sağlıyor. Örneğin 68 kilo biri, 1 saat boyunca zumba yaparak 500 civarı kalori yakabiliyor.

Corona virüse karşı kırmızı pancar turşusu !

Her geçen gün; corona virüsle (Kovid-19) mücadele etmek için bağışıklığı güçlendirecek besin tüketilmesine yönelik önerilerde bulunuluyor. Uzmanlar bunların arasına kırmızı pancar turşusunu da ekledi.

Turşular sofralarımızın olmazsa olmazlarından. Yaşadığımız son süreçte daha bir olmazsa olmazlardan olacaklar gibi görünüyor. Corona virüse karşı antioksidan ve mikroorganizma içeriği yüksek olan kırmızı pancar turşusu da uzmanların önerileri arasında yer alan besinler arasında bulunuyor. Sağlıklı beslenmenin sağlığımız ve yaşam kalitemiz açısından en önemli unsur olduğunu ifade eden Uzman Diyetisyen Büşra Atmaca, “Koronavirüsle mücadele etmek için  karşı bağışıklık sistemimizi güçlendirmek amaçlı probiyotikten zengin besinlere önem vermemiz gerekecek.

Solunum yolu sıkıntılarına iyi geliyor

Antioksidan özelliği yüksek bir besin olan kırmızı pancar aynı zamanda demir ve A vitamini açısından da oldukça zengin. Ayrıca kırmızı pancar vücudumuzun oksijenlenmesini arttırıyor. Solunum yolu sıkıntılarında oldukça önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

Tadına Doyum Olmayan Yeşil Detoks Çorbası

Corona virüsü sebebiyle evlerimizden çıkamadığımızdan haliyle yemek yeme ihtiyacımız artıyor, formumuzu biraz yitiriyoruz. Şişkinlikler, ödemlerde beraberinde geliyor. Bu biraz karamsar tabloyu renklendirmek, size kendinizi daha hafif hissettirmek adına bir önerimiz var. Sebzelerle hazırlanan, tadına doyum olmayan, üstelik düşük kalorili detoks çorbası…

Detoks denilince lezzetsiz olduğunu hiç düşünmeyin. Hem içinizi ısıtacak, hem de kendinizi enerjik ve hafif hissetmenin formülünü veriyoruz.

Malzemeler:

  • 1 demet ıspanak
  • 1/4 adet patates
  • 1/3 adet kabak
  • 1/2 adet brokoli
  • 1 adet orta boy havuç
  • 1 adet kırmızı soğan
  • 1 diş sarımsak
  • 1 çay kaşığı kimyon
  • 1 çay kaşığı deniz tuzu
  • 1 çay kaşığı karabiber
Yapılışı:
  1. Tüm malzemeleri güzelce yıkayın.
  2. Brokoliyi çiçeklerine ayırın, havucun kabuklarını soyun.
  3. Patatesin kabuklarını soyun.
  4. Soğanın kabuklarını soyun ve ince ince doğrayın.
  5. Sarımsağın kabuğunu soyun ve rendeleyin.
  6. Tüm sebzeleri tencerenin içine alın, üzerine sıcak su ilave edip pişmeye bırakın.
  7. Sebzeler yumuşadığında blenderdan geçirin. baharat ve tuzunu ilave edip servis edin.

Servis Önerisi

Servis aşamasında üzerine kruton ilave ederek servis edebilirsiniz.