ÇİRKİNCE’DEN ŞİRİNCE’YE ŞİRİNCE KÖYÜ

Read Time:1 Minute, 52 Second

Herkese merhaba , bugün size Dünya’nın sonunda ayakta kalacak tek köyden Şirince’den bahsedeceğim. Bildiğiniz gibi “Beklenen kıyamet” koptuğunda tüm felaketlerden korunacak bölgelerden birinin Türkiye’de olduğuna dair inanç da yaygın kabul görüyor. Sümerler tarafından Nibiru, Babilliler tarafından Marduk olarak adlandırılan bir gezegenin Dünya’yla çarpışacağı iddiasına dayanan teori Aralık 2012’de gerçekleşmedi.


Köyün biraz tarihinden bahsedecek olursak. Eski kaynaklarda “Dağdaki Efes” adıyla anılan köyde, kesin bir ipucu olmasa da Efes kentinin dağılıp limanın Kuşadası’na taşınmasıyla, küçük bir grubun buradan dağa gelmiş olmaları görüşü hâkim. Şirince’nin eskiden Çirkince olarak anılmasının ise köyün varlığını gizlemek için olduğu söyleniyor.


1780’li yıllarda Osmanlılar tarafından iskân edilen Çirkince’ye, Rumlar yerleştiriliyor ve köy bu dönemde inciriyle ünlü bir merkez haline geliyor. 1924’teki Göçmen Mübadelesiyle Selanik, Kavala ve Provusta’dan gelen Türklerin buraya yerleştirilmesiyle köy yeniden canlanmaya başlıyor. Şirince ismini alışı ise Cumhuriyet’in ilk yıllarında köyü ziyaret eden dönemin İzmir Valisi Kazım Dirik Paşa’nın “Böyle güzel bir yer Çirkince olamaz; olsa olsa Şirince olur” deyişiyle gerçekleşiyor.


Bizde köye geldikten sonra ilk iş aracı park etmek oluyor çünkü köyün içinde arabayla gezmek mümkün değil. Köyün girişinde 10 TL ücretli bir otopark bulunuyor ve gün boyu bırakabiliyorsunuz. Köyün içine girince önce etrafınızda çokça şarap mahzenleri görüyorsunuz. İlerledikçe asma yapraklarının altında ki minik çarşıda bir sürü hediyelik eşya dükkanı mevcut.


Köyün yukarılarına ara sokaklarına kesinlikle dalmalısınız, rengarenk çiçekler, tarihi Rum evleri ve köyün havası sizi adeta büyülüyor. Sokak aralarını geçince köyün yukarı kısmında Aziz John Baptist Kilisesi’ne ulaşıyoruz. Kilisenin tarihinin ne kadar eskiye uzandığı tam olarak bilinemiyor ama 1805’te yeniden inşa edilerek şu anki görüntüsüne geldiğini biliyoruz. Buraya gelmişken mutlaka biraz soluklanıp karadut suyu ya da mürver şurubunu denemelisiniz.


Daha sonra ise Demetrius Kilisesi’ne gidiyoruz. Tepe üzerinde bulunan bu kilise XIX. yüzyılda Şirincede yaşayan Rumlar tarafından yaptırılmıştır. Kilisenin kitabesi günümüze gelemediğinden gerçek ismi bilinmemektedir. Kurtuluş Savaşından sonra mübadele sonucunda Yunanistandan gelen göçmenler tarafından bu kilisenin cami olarak kullanıldığı, çarpık bir mihrap izinden anlaşılmaktadır.


Kilise gezilerini bitirdikten sonra şarap tadımı için mahzenlere iniyoruz. Biz açıkçası meyveli şarabı çok sevdik özellikle kavun ve mürdüm erikli olanı ama tabi ki bunların aroma katıldığını öğrenince biraz yıkıldık. Burada önereceğimiz yer kesinlikle Küp Şarap Evi buranın narlı ve vişneli şarabına bayıldık.

Yavaş yavaş gezimizi bitirirken Şirince’ye hayran kalmamak elde değil . Yolunuz bu tarafa düşerse mutlaka uğrayın.

2 0

About Post Author

Gülsüm Baysal

Selçuk Üniversitesi Ebelik bölümü mezunuyum. 2013'den beri mesleğimi devam ettirmekteyim. Seyahat ve kitap konularına ilgiliyim.
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleppy
Sleppy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir