RESİM DE RESİMMİŞ

garipçe
Read Time:3 Minute, 2 Second

 

garipçe

 

Bir gece alıp başımızı gitsek diyorum

Bir deniz kenarı mı olur

Bir dağ başı mı olur

Kaçsak bu kalabalıktan

Bir yer bulsak kendimize.

*Ümit Yaşar Oğuzcan

 

Merhaba sayın okurum,siz bir yer buldunuz mu kendinize? Bugün sokakta yürürken böyle bir duvar resmiyle karşılaştım. Bakın resimdeki adam da bir yer arıyor gibi. Haydi birkaç saniye bakakalalım mı resme? Ne/ler görüyorsunuz?

Benim önce sadece çizilmiş olan çarptı gözüme.  Sonrasında tepesinde sallanan dalın resimle bütünleşmek istemesi belirdi. Derken duvarın her yanına baktım, bütünü inceledim. Sıvası dökülmüş, boyası batmış, sağı solu perişan bir duvar. Birinin içi el vermemiş olacak ki üzerine bu pencereyi açmış. Ne kadar da ‘hayat’ değil mi? Bu denli bir duvar olan hayatı eğer yaşayacaksak isteyerek yahut Dünya dönüyor diye; ona böyle bir pencere açmak dışında bir alternatifimiz yok.Ya üzerine sarkmış olan dal gibi bütünleşmek isteyeceğiz kendisiyle ve tekrar tekrar boyayacağız yıprandığı ve yıprattığı yerden ya da karşılıklı sıvalar dökeceğiz. E önümüz bahar. Kuşanır mıyız boyaları? Kuşandıysanız ne/ler çizeceksiniz?

Müsadenizle ben uzakları yakın edenle, paralel tüm evrenlerde yer bulacağımız bir sığınak çizmek istiyorum. Kökleri her yanı sarmış dallı budaklı bir ağaç, tam altına ağaçla bütünleşmiş ahşaptan bir ev, suyundan bolca çay demleyebileceğimiz minicik bir akarsu, sağ arka tarafında ufak bir bostan, sol tarafında birkaç mandalina ağacı (çünkü o çok sever), ıhlamur ve hanımeli ağaçları (o mükemmel parfümsü kokusuna doyamadığım) , gökyüzüne bembeyaz bulutlar… Mevsimler uğradıkça da resmimizdeki renkleri değiştiririz. N’olmuş yani? Hayal bizim, resim bizim. Fırçasına korku bulaştıranın renkleri solsun! Ee sizin resim nasıl oldu? Eğer hala kendi resminize karar veremediyseniz ben gidip çizim yapabileceğiniz bir rota vereyim size buyrun:

 

                                     GARİPÇE KÖYÜ/ İSTANBUL

garipçe

Bildiğiniz üzere hala elimizi kolumuzu sallaya sallaya gezemiyoruz.  Bu yüzden rotamız yaşadığımız yere yakın olan Garipçe Köyü. Burası Rumeli Feneri ve Rumeli Kavağı arasında bulunan sevimli ve küçük bir köy. Köyün geçim kaynağı balıkçılık. Köyde bir bakkal, bir kahve ve üç restoran bulunuyor. Sahil kısmında iki tane restoran var. Restoranların isimlerini hatırlamıyorum ama sahile doğru gittiğinizde sağda olan biraz daha kasıntı bir yer. Gaflette bulunup orada kahve içip tatlı yemiştik. Hesabı ödemek isteyen arkadaşımız ‘Bir daha buraya gelmem.’ demişti. Beş altı tane Türk kahvesine ne kadar para ödettiler hala meçhul. Soldaki ise daha salaş kafevari bir yer. Personelleri güler yüzlü ve kahvaltısı mükemmel! Kahvaltı demişken, soldaki yerde menü olmadığı için ucu açık bir hesapla karşı karşıya kalabilirsiniz. Fiyatı öğrenmeden oturmayın. Biz kahvaltı için kişi başı elli liraya anlaşıp oturduk. Zaten köye genellikle ya balık yemeye ya da kahvaltı etmeye geliniyor. Ayrıca köy halkı sessizlikten yana olduğu için ne restoranlarda ne de bakkalda alkol bulunmuyor. Bilginiz olsun.

garipçe

Burası da Garipçe Kalesi. Henüz bir dronum olmadığı için bu fotoğraf bana ait değil. Fakat bütününü görmenizi istedim. Sahilde bahsettiğim restoranların hemen üst kısmında yer alıyor. Kale 1557-1574 yılları arasında Fransız mimar Baron François de Tott tarafından yapılmış. Kişisel araçla gitmek isterseniz kalede arabayla/motorla durabileceğiniz yerler var. Çayını kahvesini ve kamp sandalyelerini alanlar gelip kalenin üst kısmında manzaranın tadı çıkarıyor.

 

garipçe

Kalenin içinden bir görüntü. İçerisi karanlıkken sizi böyle bir pencerenin karşılaması martı olma arzusu uyandırıyor.Üzerine düşünürken sizin de aklınıza Ezginin Günlüğü-Martı şarkısını gelmedi mi? Ne yani şu görüntüde otursanız arkada da Martı’yı açsanız ve düşlerinizdeki yeri resmetmeye başlasanız fena mı olurdu?

 

garipçe

İçeriden başka bir görüntü. Buna derinlik ismini verdim.

Köyden izlenimlerim bu yönde. Eğer koşullarınız el veriyorsa ve şehrin kalabalığından birkaç saatliğine kurtulmak istiyorsanız bence gitmelisiniz.

 

Gitmek isterseniz ulaşım şöyle:

Bildiğiniz üzere bir arabam yok. O halde gelsin toplu taşıma. Hacıosman metro durağının hemen çıkışındaki otobüs duraklarından 150 numaralı otobüs ile gidebilirsiniz.

 

*Yazılarımda görmek istediğiniz şiirleriniza hala talibim. Sevgi ile kalın ve unutmayın hepimizin en az bir resmi var bu hayatta.

 

 

5 0

About Post Author

Hediye Acay

Ankara Üniversitesi Dilbilim mezunuyum. 4 yıldır İngilizce öğretmenliği yapmaktayım. Dil öğrenmek ve yeni olanı keşfetmekle ilgiliyim. *yersizyerli
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleppy
Sleppy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir