Truman Show’a Dair İzlenceler

Truman Show, bize yaşadığımız dünyanın gerçekliğini ve yerleşik sistemlerini sorgulatan bir film. Filmde üzerine düşünecek, konuşacak o kadar fazla ayrıntı var ki… Hangi disiplinin bakış açısıyla izlerseniz, o disiplinle ilgili konulara takılıp kalıyorsunuz.  Sosyoloji, felsefe, psikoloji, ekonomi, hukuk, siyaset ya da sosyal hizmetler…

Bu film üzerine herkesin konuşacağı şeyler vardır mutlaka.
Biraz o pencereden, biraz bu pencereden filme dair izlenceler…

 

 

Truman’ın hayatı bir yönüyle ütopik, diğer yanıyla da distopik…

 

Film, izleyicilerini yoğun bir şekilde gerçeklik ve kurgu kavramları üzerine düşündürüyor. Standart yaşamların çok üzerindeki kurgulara ütopik, mekanına da ütopya deniliyor. “Film içinde film” olarak çekilen Truman’ın yaşamı ütopyaya çok güzel bir örnek. Standart yaşamlar üzerinde ki oldukça korunaklı, kaygısız bir hayat… Güzel bir ada, güzel bir eş, stressiz bir iş. Bunun aksine, standart yaşamların çok çok altında kalan kurgularaysa distopik deniliyor, yaşanan mekana da distopya. Filmde Truman’ın her şeyiyle sahte olan yaşam ortamı da  distopyaya çok iyi bir örnek. Truman’ın mesleğinin sigortacılık olması da dikkat çekici… Aslında sigortacılık mesleği de gelecekteki distopik durumlara karşı ütopik çözümler satarak para kazanılan bir meslek değil mi?

 

 

Ya biz! gerçek bir dünyada mı yaşıyoruz, yoksa kurgular dünyasında mı?

 

Filmdeki en baskın tema gerçek ve kurgu konusuydu… Bu tema akıllara  Platon’un ünlü mağara metaforunu getiriyor. Metaforda bir mağara duvarlarına dışarıdan gölgeler yansıyor, mağara içindeki kişi yansımaları gerçeklik sanıyor ama mağara dışına yöneldiğinde gerçekliği görebiliyor. 


Filmde Truman uzun yıllar kurgusal bir dünyada yaşıyor.
30 yıl bu kurguda nefes alıyor, gülüyor ya da ağlıyor. Truman, daha doğar doğmaz söz sahibi kişiler tarafından ailesi sandığı kişilere veriliyor. Kurgu bir hayatı yaşamasına güç sahipleri izin veriyor, toplum da onaylıyor. Hatta, toplum bu show hayata büyük ilgi gösteriyor ve hepsi birer parçası oluyor.

 

Showun 30 yıl gibi uzun bir süre devam etmesinin nedeni toplumun ilgisi…

Toplum, sistemde kriz yaşanmaması için sürekli olarak güç sahiplerine destek veriyor. Truman’a okulda öğretmeninin sistemin dışına çıkmamayı öğretmesi, çocukluk arkadaşının mevcut sistemi övmesi gibi sahnelerde bu düşünceyi destekliyor.


Truman’ın dış çevreye sürekli uyum sağlaması, izleyicilere süper ego kavramını hatırlatmış olabilir.
Denizden korkması da bilinçaltı kavramını… Simgesel olarak deniz, filmde özgürlüğü temsil ediyordu ve Truman’ın denize açılması özgürlüğüne açılmasıydı.

 

 

Borçlandırma, sistemlerin kullandığı önemli bir araç…

 

Filmde bazı sahnelerde geçen borç konusu, izleyicilerin dikkatleri çekmiştir. Borç (maddi ya da manevi olsun) insanların çapası gibi değil mi? Eğer insanlar bir borçluluk durumu yaşıyorsa, mevcut yaşamlarını değiştiremiyor  özgürce davranamıyorlar. Aile kurma ya da neslin devamlılığını sağlama da aynı şekilde… Filmde de gördüğümüz gibi, bütün bunlar tekdüze yaşamayı gerektirerek sisteme karşı gelmeyi önlemiyorlar mı?

 

Truman, 1990’lı yılların risk toplumunda yaşıyor. Risk toplumlarında tehlikenin nereden geleceği belirsizdir.
Güvenlik toplumda en önemli konulardandır. Truman 30 yaşına kadar hiç risk almamış, güvenli bir şekilde yaşamış ama bunun karşılığında da özgürlüğünü tutsak etmiş ve kendini bu yaşına kadar gerçekleştirememiş.

 

Güvenlik ve özgürlük de çok ilişkili kavramlar…

 

Bir karar alacağımızda güvenli olup olmadığını düşünüp ona göre hareket ederiz.  Diğer taraftan da güvenlik araçları sistemlerin bizi kontrol edebilmesini sağlayan araçlar. Kullandığımız teknolojiler bizim nerede ne yaptığımızın bütün bilgisini iletiyor onlara. Panaptikon gibi her hareketimizi izleyecek donanıma sahipler. Filmdeki yönetmen Christof gibi…O da aslında kontrol odasındaki bir güç sahibinin temsili. George Orwell’ın 1984 romanındaki Big Brother‘a benziyor.

 

Stalk dediğimiz şey, diğer insanların hayatını izlemekten başka bir şey değil aslında.

 

Sosyolojide gösteri toplumu diye bir kavram kullanılıyor. Bu kavram,  filmde çok fazla görünürlük kazanmış. Toplum izlemekten ve kendi gösterdiği sınırlarda izlenmekten memnun. 

 

Medyada reklamcılık konusu  filmde hepimizin dikkatini çekmiştir.

 

Toplumu tüketim toplumu haline getiren ana unsur olan reklam, filmde de tüketimi amaçlıyor. Güç sahipleri,  güçlerini reklam sayesinde daha da artırıyorken, diğer insanların hayatları maddi güç elde etmek için sömürülüp duruyor.

 

 

Medya, maddi-manevi sömürüyor…

 

Medyanın başka yönleri de filmde sahnelenmiş. Medya, içerik üretimine susamış bir halde insanların hayatını sömüren kapitalist bir aygıt.  Dahası, filmde gökten spot lamba düştüğünde hemen yalan haber yayınlaması gibi, gerçeği güç sahiplerinin istediği şekilde de yönlendirebiliyor. Sadece yönlendirmekle de kalmıyor, güç sahiplerinin söylemlerini halka yaymanın yollarını da buluyor. Bu duruma örnek olarak, filmde büfenin önünde gazeteyi açık tutarak ana sayfadaki manşeti herkese okutan adamın olduğu sahne verilebilir.

 

Yazıya filmin en güzel repliğiyle nokta koyacak olursak;

Olur da görüşemezsek iyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir