HALUK LEVENT ve AHBAP Yine Herkesi Kenetleyen Bir Yardıma İmza Attı; Ünlüler Bir saniye Bile Düşünmedi!

Haluk Levent ve AHBAP Kralsınız! Koronavirüs Salgını Sebebiyle Başlayan Yardım Hareketine Ünlülerin Yaptığı Yardımlar…

Haluk Levent ve AHBAP, yine memleketin en güzel dayanışma ve yardımlaşma organizasyonunu yapıyor. Haluk Levent, bu sefer de Koronavirüs salgını sebebiyle mağdur olanlara yardım elini uzattı.

Haluk Levent ve AHBAP Kralsınız! Koronavirüs Salgını Sebebiyle ...

Haluk Levent, geçtiğimiz günlerde işten çıkarılan kişiler için gıda yardımı yapacaklarını açıklamıştı.

Haluk Levent;

Haluk Levent ve AHBAP Kralsınız! Koronavirüs Salgını Sebebiyle ...

Fakat bu kadarı Haluk Levent’ e yetmedi. Daha büyük bir dayanışma için bütün ünlülere, sporculara bir çağrıda bulundu.

Haluk Levent ve AHBAP Kralsınız! Koronavirüs Salgını Sebebiyle ...

Ve bu çağrının ardından Haluk Levent’in dayanışma günlerine katkı sağlamak isteyen ünlüler, tek tek dönüş yapmaya başladı. İşte onlardan sadece bazıları…

Murat Boz;

Derya Balta;

Haluk Levent ve AHBAP Kralsınız! Koronavirüs Salgını Sebebiyle Başlayan Yardım Hareketine Ünlülerin Yaptığı Yardımlar

Caner Erkin ve eşi Şükran Ovalı;

Haluk Levent ve AHBAP Kralsınız! Koronavirüs Salgını Sebebiyle Başlayan Yardım Hareketine Ünlülerin Yaptığı Yardımlar

Kıvanç Tatlıtuğ ve eşi Başak Dizer;

Haluk Levent ve AHBAP Kralsınız! Koronavirüs Salgını Sebebiyle Başlayan Yardım Hareketine Ünlülerin Yaptığı Yardımlar

Yukarıdaki isimler, dayanışma günlerine destek veren kişilerden sadece bazıları. Haluk Levent’in bu mükemmel girişimi sonrası şu ana kadar tam 8 bin aile için yardım toplandı. Yardım eden, paylaşan insanlar; iyi ki ama iyi ki varsınız!

 

Haluk Levent’in Kurucusu Olduğu Ahbap Pilatformu (Derneği) İle İlgili Tüm Bilinmeyenler

Derneğin Amacı

Ahbap Derneği, ihtiyaç sahibi kişilere ayni ve nakdi olmak üzere her türlü yardımda bulunmak, toplumda yardımlaşma bilincinin güçlenmesini sağlamak, iyi insan ve iyi toplum inşasına hizmet etmek, yeni işbirliği modelleri ve projelerle çağdaş ve sürdürülebilir yardımlaşma ve dayanışma ağları oluşturmak, yerel kültürün korunarak günümüz teknolojik olanaklarıyla gelişmesine ve geleceğe taşınmasına katkı sağlamak amacı ile kurulmuştur.

İnfodemi nedir? İnfodemi olmaması için nelere dikkat etmek gereklidir?

Bir çok alanda uzun yıllardır kullanılan ancak, Coronavirüs Pandemi nedeniyle özellikle herkesin sadece dijital haber ve bilgiye ulaşmasından dolayı hat safhaya çıkan
önemli bir kavramı derlediğim bilgiler ışığında sizlerle paylaşmak istiyorum.

İNFODEMİ Nedir?

Bilgi kirliliği ile doğru bilgiye ulaşmayı zorlaştırma (engelleme), zihin bulanıklığı ile kaos olusturma diyebiliriz.

Aşırı ve asılsız bilgi veya haber salgınının, toplumda korku ve paniğe yol açarak, esas salgının yönetimini zorlaştırması olarak ifade edilebilir.

İNFODEMİ’yi üretenler kadar bilerek ya da bilmeyerek bilgi veya haber yayanlar da sorumludur.

Bu nedenle,

1. Okuduğumuz ya da paylaşacağımız haberin kaynaklarını sorgulamalıyız.
2. Haberin tarihi ile içerik tarihlerine dikkat etmeliyiz.
3. İçeriği dikkatlice okuyalım.
4. Resmi açıklamaları dikkate alalım.
5. Güvenilir yerli ve yabancı haber sitelerini takip edelim.
6. Emin olmadığımız hiçbir bilgi ya da haberi paylaşmayalım.
7. Doğru olsa bile bireyi ve toplumu kaosa, paniğe sokacak hiç bir bilgi ya da haberi paylaşmayalım.
8. Bilgi kirliliği psikolojik olarak bizi de farkında olmadan rahatsız eder. Bu durumu kontrol altına almazsak bireysel ve toplumsal travmalara yol açabilir.


Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim‘de “Ey iman edenler, eğer bir fasık, (harama ve yalana meyilli şahıslar, oluşumlar ve yayın organları) size bir haber getirip (verirse), onu ‘etraflıca araştırın’ (her anlatılana hemen inanıp kanmayın) . Yoksa bilmeden (ve yanlış yönlendirme sonucu), bir kavme (ve kesime) kötülükle sataşıp (haklarına tecavüz etmiş duruma düşersiniz) de ardından bu işlediklerinize pişman oluverirsiniz (Hucurat/6). Buyurulmaktadır.

Sabırla ve gayretle her zorluk aşılacaktır.

Derleme: İsmail Akgün, Mobbing Eğitim Yardım Araştırma Derneği (MEYAD) Genel Başkanı
Kaynak: Fuat Uğur (gazeteci, yazar)

Yoksa Güneş Batıdan Mı Doğuyor?

<<…Bir salgın sırasında başka kimin iyi hijyen ve karantinaya alınmayı önerdiğini biliyor musunuz?
 1.300 (1400) yıl önce İslam’ın peygamberi Muhammed.
Ölümcül hastalıklar konusunda hiçbir şekilde “geleneksel” bir uzman olmasa da, Muhammed yine de COVID-19 gibi bir gelişmeyi önlemek ve mücadele etmek için sağlam tavsiyelerde bulundu.
Hz. Muhammed dedi ki: “Bir ülkede veba salgını duyuyorsanız, oraya girmeyin; eğer sizin bulunduğunuz bir yerde salgın çıkarsa da, o yeri terk etmeyin.”
Ayrıca, “Bulaşıcı hastalıkları olanlar sağlıklı olanlardan uzak tutulmalıdır.” dedi.
 Hz. Muhammed, insanları enfeksiyondan koruyacak hijyenik uygulamalara uymaya da teşvik etti.  Aşağıdaki hadisleri veya Hz. Muhammed’in sözlerini düşünün:
  • Temizlik imanın bir parçasıdır.”
  • Uyandıktan sonra ellerinizi yıkayın; uyurken ellerinizin nereye hareket ettiğini bilmiyorsunuz.
  • “Yemeğin bereketi yemekten önce elleri, yemekten sonra da elleri ve ağzı yıkamaktır.”
Eğer biri hastalanırsa  Hz. Muhammed acı çeken insanlarına ne tür tavsiyelerde bulunur?
İnsanları her zaman tıbbi tedavi ve ilaç aramaya teşvik ederdi:  “Tedavi olun. Allâh’ın yarattığı ne kadar hastalık (dâu) varsa onların devâsını da yaratmıştır (indirmiştir). Bir hastalık hariç o da ihtiyarlıktır.”…
Dokuzuncu yüzyıldaki Pers alimi Tirmizi’nin bizimle ilgili olan şu rivayetini düşünün: Peygamber Muhammed, bir gün Bedevi’nin devesini bağlamadan ayrıldığını fark etti.  Bedevi’ye, “Neden devenizi bağlamıyorsunuz?” diye sordu.  Bedevi, “Allah’a güveniyorum.”  Peygamber Efendimiz, “Önce devenizi bağlayın, sonra Allah’a güvenin!” dedi.
Hz.  Muhammed insanları dinlerinde rehberlik aramaya teşvik etti, ancak herkesin istikrarı, güvenliği ve refahı için temel tedbirler almasını umuyordu. Başka bir deyişle, insanların sağduyularını kullanmasını umuyordu.>>

Yukarıda Newsweek’in dergisinde yayımlanan makalenin bir kısmının çevirisini paylaştım. Maalesef bazen kendi değerlerimiz batılı uzmanlar tarafından kabul edilip söylendiğinde daha kıymetli gelebiliyor. Yahut günlük hayatta gözardı ettiğimiz güzellikler takdir gördüğü vakit, sahiplenmek istiyoruz.  Efendimiz ”Muhakkak ki Allah bu İslâm Dîni’ni (dilerse) elbette fâcir kişi ile de te’yîd edip kuvvetlendirir.”  buyuruyor.  Belki de sözü söyleyene değil de söyletene bakmak lazımdır.


					

”Hadi Gelin Size Bir Maro Anlatayım!”

Altmış beş yaş üstü büyüklerimizin kendi sağlıklarının güvenliği için dışarı çıkmalarının yasaklanmasından sonra gençlerimizin büyüklerine olan hürmetleri karşısında derinden etkilendim. Bu mevzu evimizde de  bir kaç gün boyunca konuşulunca ben de üzerine yazı yazmaya karar verdim.

 

Çok küçük yaştan itibaren belirli periyotlarla büyüklerimizi ziyarete gidip hayır dualarını aldığımızı hatırlarım. Geçtiğimiz son birkaç yılda ise geniş ailemizle beraber yaşıyoruz. Çok da kalabalık sayılmayan bu geniş ailede yaşamanın bana ve hayatıma kattıklarını saymakla bitiremem. Birçok kuzenin birlikte büyümesi, ablası olmayan bana dört tane abla kazandırdı. Her birisinden öğrendiğim şeyler hayatımın farklı dönemlerinde hep karşıma çıktı. Onlar ‘abla’ hitabını gereksiz de bulsalar unutmadığım sürece ‘abla’ diye hitap etmeye özen gösterdim. Belki de bu davranışımda ‘Feyiz ve bereket sizin büyüklerinizledir.’ sözünün de etkisi vardır.

Bazı akşamlar dedem, eğer keyfi de yerindeyse, ‘Hadi gelin size bir maro anlatayım!’ der. ‘Maro anlatmak’ tabiri masal anlamak anlamına gelir. Ancak anlattıkları çoğu zaman ibretlik hikayeler olmakla beraber yaşanmış hikayeler olur.  Bazen kendi gençliğini anlatırken, bazen tarihteki önemli zatları anlatır ve onların kabirlerinin nerelerde olduğundan, İstanbul’da nerelerde ziyaret edilebileceğinden bahseder. İstanbul’da doğup büyüyen dedemden bunları dinlemek sadece bana değil bütün dinleyenlere keyif verir. Eski İstanbul Türkçesi olarak adlandırılan üslubu ve  dinlerken acaba arkasından ne gelecek diye heyecanlandıran anlatım tarzıyla hiç bir zaman gezip görülmesi mümkün olmayan bir tarih dünyasına yolculuğa çıkmış gibi oluyoruz. Annneannemin araya girip müdahaleler etmesi, olayları kendi perspektifinden de nazara vermesi aralarında hoş diyaloglara sebep olunca da unutulmaz anlar yaşanıyor.

‘Ana, senin hiç birimize ihtiyacın yok. Asıl bizim sana ve duana ihtiyacımız var.’

Bizler büyüklerimizle bir arada yaşamanın ne kadar da büyük bir nimet olduğunu her hatırladığımızda şükrediyoruz. Bugün onların varlığı bizim hayır duası alabileceğimiz  bir kapı oluyor. Geçenlerde dayım anneanneme ‘Ana, senin hiç birimize ihtiyacın yok. Asıl bizim sana ve duana ihtiyacımız var.’ dediğinde bunu bir kere daha anladım. Doğduğumuz andan itibaren bizi bu dünya için  hazırlayan, düşüp dizimizi kanattığımızda kendi canları acıyan, hastalandığımızda baş ucumuzda sabahlayan, iyi bir eğitim alalım diye gecelerini gündüzlerine katan başta anne ve babalarımız olmak üzere bütün büyüklerimiz, bizler için her şeyin daha iyisini isterken biz onların halini hatırını sormak noktasında ne kadar vefakarız?  Bazen bir kahve içimlik muhabbetlerle gönüllerini hoş etmek mümkünken değerli vaktimizi tanzim etmekten aciz olduğumuz için mi onlara zaman ayıramıyoruz yoksa bu muhabbetten kimin karlı çıkacağının mı farkında değiliz?

”Hadi gelin size bir maro anlatayım!”

Bir gün Hızır (a.s.) hamamda yıkanan bir ihtiyarın yanına yaklaşmış. İhtiyar kendi kendine yıkanmaktaymış. Hızır demiş ki:

– Ey ihtiyar! Gençliğinde yaşlılara yardım etseydin şimdi şu gençler de sana yardım ederlerdi.

İhtiyar adam şöyle cevap vermiş:

– Ben gençliğimde yaşlılara yardım ederdim ama zamane gençliği şimdilerde yardım etmez olmuş.

Hızır (a.s.) bir taraftan ihtiyar adamın sırtını keselerken bir taraftan da konuşmaya devam etmiş:

– Demek ki yaptığın yardımları içinden gelerek yapmamışsın, Allah’ın sevgisini kazanamamışsın, yoksa ettiğin o hayrı neden görmeyeceksin ki?

İhtiyar adam şöyle demiş:

Eğer yaptığımı Allah için yapmasaydım, O’nun sevgisini kazanmasaydım, Allah bugün benim sırtımı Hızır’a keseletir miydi?

Hızır (a.s.) duydukları karşısında çok şaşırmış. ”Allah’ım!” demiş, ”bana verdiğin Seni sevenlerin listesinde bu ihtiyarın adı yok, bu nasıl olur?”

Yüce Allah şöyle demiş: “Ey Hızır! Biz, bizi sevenlerin listesini sana verdik ancak bizim sevdiklerimizin listesi bizim yanımızdadır…”

Koronavirüs salgınında yaşam biçimi nasıl olmalıdır? Prof. Dr. Mehmet Öz önerilerini anlatıyor..

İlk olarak Çin’in Hubey eyaletine bağlı Vuhan şehrinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) dünya genelinde bulaştığı kişi sayısı çoğalıyor. Mehmet Öz, koronavirüse karşı kendinizi ve ailenizi korumak için corona virüs korunma planını anlattı.

 

Bil bakalım senin rakibin kim!

Cesaret, özgüven

Bir yerden biryere ulaşmak için her zaman çaba göstermek zorundayız.. Islık çala çala zirveye tırmanamayız, emek vermek her zaman gerekli…

Mutluluğun her zaman bedeli olur, bu bedeli ödemek için cesaret ve özgüvene ihtiyaç vardır.

Sadece cesaret yada sadece özgüven de yeterli olmaz, birlikte hedefe (zirveye) gidilir birisinin eksikliği ile iki ileri bir geri şeklinde yol alınır..

Tek rakibim Türk Hava Yolları diyenlerde var ama fazla gaza gelmeye de gerek yok 🙂

Bir diğer gereklilik ise güvenmektir. Günümüzde güvenmek biraz yürek ister..

Cesaretin, özgüvenin tamam ancak hayatta tek başına kalmak başlı başına bir psikolojik problemdir..

Güven ancak körü körüne olmayan, aklın ve doğrunun birleştiği normlar ışığında güvenmeliyiz ve de güven vermeliyiz..

Hani zirveden bahsetmiştik ya cesaret ve özgün ve de güven üçlüsü ile ilerleyebiliyorduk aslında güvenmek bizim gerilemenin içindir yani destektir, yedektir.

Her zaman yakışıklı yada güzel olamazsın, sevimli sevimli takılamazsın seni zirveye taşıyacak özgüven liderliğinde bu üçlüdür..

Bu yolda ilerlerken (yükselirken) cesareti tehlike ile karıştırma, cesaret tehlikeye atılmak değildir. Aklını her zaman ön planda tut..

Akıl verilen en ama en büyük nimettir, yükseklere ilerlemek cesaret gösterirken bu yolda adalet ve doğruluktan da asla vazgeçmemelisin..

Yalan o an olmasa da bir an gelir her yerine dolanır, tüm emeğin bir anda boşa çıkabilir..

Yapmak zor yıkmak kolaydır.

Rüzgar güçlü olabilir hatta fırtınaya dönüşebilir önemli olan yapını sağlam tutmaktır, dayanıklı olmaktır..

Dayanıklı olmak doğruluk dürüstlük ile olur (olmalıdır).

 

Covid-19 ile Mücadelede Türk Kadını

Korona salgınına karşı tüm dünyada ciddi bir mücadele devam ediyor. Samsun İlkadım Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü bünyesinde kadınlarımız Covid-19 virüs’ü ile mücadelemize destek oluyorlar. Ülkemizde de bu mücadele tıpkı Milli Mücadelede de olduğu gibi özellikle kadınlarımızın öncülüğü ve fedakarlığı ile sağlıklı bir şekilde devam etmekte. Milli mücadelenin “ilk adımı” Samsun şehrinden atıldığı gibi bu salgına karşı mücadelenin “gönüllüler ordusu” da “ilk adımı” buradan atmıştır.

Bu sıralar malesef ortaya çıkan fırsatçılar ihtiyaç olanları fahiş fiyatlarla satarken değerli Türk Kadınlarımızın katkılarıyla ve tam bir “seferberlik” ruhu içerisinde millet için çalışan görevlilerimize destek oluyoruz.

Hepimizi en çok mutlu edenlerden biri de; başka şehirlerden aranıp çalışma hakkında bilgi isteniliyor olması.

Anlaşıldı ki Samsun İlkadım’ın “Kahraman Kadınları” Milli Mücadele’nin Nene Hatun’larının izindedir. Ve bu süreç “İlkadım”ı bir kez daha güzel başlangıçların örneği olarak bir adım öne çıkarmıştır.

Bu çalışmada, eli makas ve ütüye aşina herkesin desteğine ihtiyaç var. Bu çalışma sürecinde; ekiplerimizin sağlığı için gerekli hassasiyet gösterilecek, hijyen konusunda talepler dikkate alınacak ve sosyal izolasyon/sosyal mesafe korunarak bir çalışma düzeni ile hareket edilecektir.

Gerektiğinde destek vereceklerin sayısındaki artış durumuna göre dönüşümlü çalışma düzeni de oluşturulacaktır.

Katılımcılarımızdan beklediğimiz, tamamen seferberlik bilinci ile gönüllülük esasına göre katılım sağlanmasıdır. tarihimizin her döneminde olduğu gibi yapılan fedakarlık hiçbir zaman unutulmayacaktır.

Sağlık ordumuzun; “biz sizin için burdayız” #evdekalTürkiye dediği gibi… Bizler de halkımız için burdayız. Birlik, beraberlik ve fedakarlık ile bu süreci atlayacağız. Sizler de İlkadım’ın Nene Hatunu, Fatma Çavuşu olun diyor ve saygılar sunuyoruz Güzel yarınlar için hep birlikte mücadele edeceğiz.

Kaderden Kaçabilir Miyiz?

Hz. Ömer (r.a.) bir yolculuktayken, gitmek üzere oldukları Şam’da salgın hastalık ortaya çıktığını haber alınca gerekli istişâreler sonucunda Şam’a gitmekten vazgeçmiştir. Aslında Cenâb-ı Hakk’ın ve Hazret-i Peygamber’in emrine daha uygun olan bu ihtiyat ve tedbir karşısında sahâbeden Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a.), Hz. Ömer’e (r.a.):

“–Allâh’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” diye sormuş, Hz. Ömer (r.a.) ise, o âlim ve fazilet sahibi sahâbîden böyle bir soru beklemediği için:

“–Keşke bunu senden başkası söyleseydi ey Ebû Ubeyde! Evet, Allâh’ın kaderinden, yine Allâh’ın kaderine kaçıyoruz. Ne dersin, senin develerin olsa da bir tarafı verimli, diğer tarafı çorak bir vâdiye inseler ve sen verimli yerde otlatsan Allâh’ın kaderiyle otlatmış; çorak yerde otlatsan yine Allâh’ın kaderiyle otlatmış olmaz mıydın?” (Buhârî, Tıb, 30)

Kaderin, ‘bizim irademizle yürümeyi tercih ettiğimiz yolun Allah tarafından yaratılması’ olarak algılanması gerektiğini düşünüyorum. İnsan, sağ taraftaki patikadan yürümeyi seçtiği vakit Allah ona yürüyeceği bir patika yaratır. Eğer sol taraftan gitmeyi tercih ederse de yine bireyin talebi doğrultusunda bir patika yaratılmış olur. Her iki seçenekte de kişinin karşısına çıkan hadiseler kendi seçimiyken  bu yolları yaratan ancak Allah’tır. Kul, yürümek istediği yolu seçmeyerek de bir tercih de bulunmuş olur. Kendisine düşünme yetisi, iyiyi ve doğruyu ayırt edebilme kabiliyeti verilen kişi her üç seçenekte de kendi tercihini yapmış olur.

”Kader; bir son durak değil, tedbirle ilerlenmesi gereken bir yoldur.”

Halk arasında yaygın bir kadercilik anlayışı var. ”Alın yazım neyse onu yaşarım.” , ”Kaderde varsa zaten kaçamayız!”, ”Takdiri ilahi!’ gibi söylemler doğru kullanılmadığı takdirde yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermektedir.  İşimize geldiği gibi hareket edip, yapıp ettiklerimizi kadere bağlamak, sorumluluğu tabiri caizse Allah’ın üzerine atmaktır.

İnsanın aklını askıya almasının savunması; ‘hataların ve meydana gelen olumsuzlukların sebebinin kader olarak gösterilmesi’  olmamalıdır. İnsanı hayvandan ayıran temel vasfı aklıdır. Yaptığımız eylemleri, seçimleri, verdiğimiz kararları bize verilen bu akıl sayesinde hayata geçirebiliyoruz. Giydiğimiz kıyafeti, aldığımız arabayı, verdiğimiz oyu, mesleğimizi kendimiz seçiyoruz. Yaptığımız seçimler ve aldığımız kararlar doğrultusunda hayatımıza devam ediyoruz. Ya tutarsa mantığıyla üniversite sınavına girmediğimiz gibi, kaderimde varsa yaşarım deyip uçurumdan da atlamıyoruz. O halde meydana gelen olumsuz sonuçları nasıl kadere bağlayabiliriz?

Tevekkül, üzerimize düşen vazifeyi layıkıyla yerine getirdikten sonra sonucu Allah’tan bekleyerek olur. Bir öğrenci olarak sınavlardan önce çalışmamız gerektiği gibi, hastalıktan önce de gerekli tedbirleri almamız gerekir. Konunun uzmanları yapmamız gerekenleri söylediğinde, bizim yapabileceğimiz en iyi şey söylenenlere uymaktır. Eğer bizler vatandaşlar olarak elimizden gelenin en iyisini yaparsak sonuç ne olursa olsun bir pişmanlığımız olmayacağı gibi vicdanen de rahat oluruz. Bireysel olarak yapılan en küçük bir tedbirsizlik nedeniyle başkalarının sağlığını tehlikeye sokmak bu dünyada vicdan azabı olarak karşımıza çıkabileceği gibi öteki tarafta da bize üzüntü olacaktır.

Sosyal medyada şahit olduğumuz paylaşımlar arasında ‘Evimde de olsam, Allah yazdıysa zaten virüse yakalanırım.’ ‘Allah isterse beni  bütün kötülüklerden korur!’ gibi düşüncesizliklerle toplum sağlığını tehlikeye atmak bedeli ödenemeyecek bir vebaldir.

Kader, evde oturarak da dışarıda gezerek de kaçabileceğimiz bir son durak değil aksine tedbirle ilerlememiz gereken bir yoldur. ”İnsan Allah’ın kaderinden ancak yine Allah’ın kaderine kaçabilir”.  Sonucu meydana getirmek Allah’a mahsus olduğu için biz aciz kullar ancak kontrolümüzde olan şeylerden sorumluyuz. Bizi bu dünyaya bir amaç için gönderen Yüce Allah’ın bizden ne istediğini tam anlamıyla idrak edebilirsek, bir çok sorunumuz kendilinden çözülecektir.  Allah kullarından yapamayacakları şeyleri istemez. Allah hadiseler karşısında doğru tepkiler vermemizi ve harekete geçmeden önce düşünüp doğru kararı vermemizi ister.

ZALİM İNSANLIKTAN ZELİL İNSANLIĞA

Dünya’nın hemen her yerinde insana zulümler var. Biyolojik saldırı/salgın devam ediyor. İnsan doymak nedir bilmiyor.

Dünya ekonomisi, Dünya nüfusunun %5’nin elinde olmasına rağmen doymuyorlar. Gariban şükrediyor, %5 azgınlık ile daha çok istiyor. Dolandırıcılılar bile acımasızca yeni yöntemler ile aşağılıklarını her zaman olduğu gibi ispat etmeye devam ediyorlar! Doymak bilmez Küresel zümreler, Dünya’yı dönüştürmek istiyorlar. Bu dönüşüm ile farklı bir Dünya oluşturma amaçları var. Düşünmeyen, akletmeyen, bencilleşen, mankurtlaşan ve köleleşen bir insanlık oluşturma çabaları ne yazık ki hissedilir ve anlaşılır olmaya başlamıştır. Buna karşın devletler birlikte yaşadığı ya da zenginlikleri olan insanları öldürmek ve devletleri yok ederek veya sömürgeleştirerek kendilerine mutlu bir gelecek inşa edebileceklerini düşünüyorlar.

Çin Dogu Türkistan Türklerine, Hindistan Keşmir’de ve her yerde Müslümanlara, İsrail Filistin’e, ABD her yerde özellikle Müslümanlara, Rusya Türkler, Müslüman ve gücü yettiği herkese, AB ve İngiltere Afrika ve birçok yerde sömürgeciliklerine devam ediyorlar. Suriye, Libya, Sudan, Somali, Yemen, Arakan, Keşmir, Ukrayna gibi pek çok ülke adeta kan gölüne dönmüş durumda! “Sizi Allah’a şikâyet edeceğim” diyen çocuğun sesini insanlık duymak bile istemedi. Akdeniz kıyılarına vuran bebekler, evsiz, yersiz, yurtsuz milyonlarca insan umursanmadı. Varil bombaları, açlık ve sefalet çekenler görmezden gelindi! Dünya’nın hemen her yerinde tüm ibadethaneler de kapanmak zorunda kaldı. Kabe’de tarihte belki ilk kez tavaf yapılamıyor. Camiler kapandı ve mahzun bir durumdalar! Mescid-i Aksa/Kudüs işgal ve zulüm altında. Vatikan ve kiliseler kapandı. Hemen her devlet kendi derdine düştü.

Makam ve mevkileri ile mallarına güvenen kimi kibir abidesi insanlar ile devletler gözle bile görülemeyen bir virüsten dolayı adeta köşe bucak kaçıp saklanacak yer arıyorlar! Dilerim bu durum insana ve devletlere bir ders olur!

Bu gidiş nereye gider, ne kadar daha devam eder sorularına cevap vermek kolay değil. Ancak, uzun sürmeyeceği, bu durumun eninde, sonunda değişeceği muhakkak. Çünkü inananlar için İslam’da ümitsizliğe yer yoktur. Bu süreçte, bilim, felsefe ve din alimlerine her zaman olduğu gibi yine ihtiyaç bulunmaktadır. Bunlar birbirlerine karşı değil, birlikte çalışarak ve birbirlerini tamamlayarak insana ve insanlığa hizmet edebilirler. İnsanı ve insanlığı, bela ve musibetlerden kurtarmak için çözümler bulmak için gayret etmek yüce bir bahtiyarlıktır. Zira, “insanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” düsturuna nail olmak dünya ve ahiret için büyük mutluluktur. Yaşlılık, yoksulluk, işsizlik, hastalık, işyerlerinin zorunlu kapanması gibi sebeplerden dolayı zorluk yaşayanlara destek olmak gerekir. Ev, işyeri sahipleri ve işletme sahiplerinin de elinden gelen kolaylık ve desteği vereceklerine inanıyorum. Zira böylesi sorunlarla devlet ve Sağlık Bakanlığı tek başına başa çıkamazlar. Bu sorunları topyekûn bir mücadele, destek, birlik ve beraberlik ile aşmak mümkün olabilecektir.

Bireysel ve toplumsal olarak korku ve paniğe kapılmadan ancak, tedbirlere uyarak sağlığımızı korumamız gerekmektedir. Yalnızlık hissi, ölüm korkusu, aç kalma korkusu gibi evhamlardan kesinlikle uzak durmak gerekiyor. Evde kalıp, çeşitli hobiler ile kaliteli vakit geçirilmelidir. Kitap okuma, belgesel izleme, ev içi oyunlar vb aktiviteler yararlı olacaktır.

İnsanlara ve devletlere baskı yapan, zarar verenlere en basit anlatımla zalim denir. Zalimlerin ıslahı, değil ise Kahhar ismi ile kahrolmasını, yeryüzünde ki tüm mazlumların kurtulmasını diliyorum. Ülkemizin ve insanlık âleminin şu an uğraştığı Coronavirüs başta olmak üzere, tüm belalardan kurtulması için dua edelim.

Bizler için gece gündüz fedakârca çalışan asker, emniyet mensupları, sağlık çalışanları ve çalışan herkese teşekkür ediyorum. Selam ve dua ile.

Seneca’dan,

“Bizler aynı denizin dalgaları, aynı ağacın yaprakları, aynı bahçenin çiçekleriyiz.”

 Budist şiiri,

“Farklı dağlara, nehirlere sahip olsak da aynı güneşi, ayı ve gökyüzünü paylaşıyoruz.”

Nazım Hikmet,

“Yok öyle umutları yitirip, karanlıklara savrulmak.

Unutma! Aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak…”

İsmail Akgün

MEYAD Genel Başkanı