18 MART ÇANAKKALE ZAFERİMİZ ve MEHMETÇİĞİN YEMEK MENÜSÜ

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİMİZ

18 Mart Çanakkale Zaferi büyük bir kahramanlık destanı… 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin bu yıl 105. yıl dönümü.18 Mart’ta Gelibolu’da büyük bir kahramanlıkla kazanılan zafer, sadece Türklerin değil bütün dünyanın geleceğini değiştirdi.

“Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hâkim olabilir.”  cümlesiyle hatırladığımız dünyanın en önemli savaşlarından biri Çanakkale Savaşı.

Tarihimizin, bu günümüzün değiştiği gün 105 yıl önce bu gün.

 

Çanakkale Savaşı veya Çanakkale Muharebeleri, I. Dünya Savaşı esnasında 1915–1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara savaşlarıdır. İtilaf Devletleri; Osmanlı İmparatorluğu‘nun başkenti İstanbul’u alarak İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü ele geçirmek bu sayede Rusya’yla güvenli bir erzak tedarik ve askeri ikmal yolu açmak, başkent İstanbul’u zapt etmek suretiyle Almanya’nın müttefiklerinden birini savaş dışı bırakıp İttifak Devletlerini zayıflatmak amaçları ile ilk hedefleri olarak Çanakkale Boğazı‘nı seçmişlerdir. Ancak mehmetciklerimizin azmi ile saldırıları başarısız olmuş ve geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Kara ve deniz savaşı sonucunda her iki taraf da çok ağır kayıplar vermiştir.

Çanakkale Savaşında Mehmetçiğin Yemek Menüsü

Çanakkale Savaşları’nda askerin aç bi ilaç savaştığı söylenir durur. Gerçekten de durum böyle miydi? 24 Nisan 1915’ten itibaren yaklaşık 8,5 ay boyunca savaşmaya devam eden ve toplam sayısı Ekim 1915’te 300 bini geçen Türk askerinin mükemmel denilecek düzeyde beslenmesi derin tarihte belli oluyor.

Tabi ki bölge halkının da yardımıyla ordunun her türlü gıda ihtiyacı karşılanmıştı. İstanbul’dan ve Marmara sahillerindeki üretim merkezlerinden gerekli görülen ekmek, un, şeker, yağ, zeytin, mısır, buğday, arpa, kuru baklagiller vb. erzak taşınmış ve cepheye yakın mahallerde depolanmıştı. Aynı zamanda orduda bulunan hayvanların da ot, saman, arpa gibi yiyecek maddeleri tedarik edildi. Taze gıdalar iki haftalık, kuru gıdalar ise önce en az 40 gün daha sonraları 3 ay yetecek miktarda depolandı. Ordunun bütün ihtiyaçları Tekâlif-i Harbiye Komisyonları tarafından öşür, hibe, el koyma ve müteahhitler aracılığıyla tedarik ediliyordu.

Çanakkale’de bir askere düşen ortalama şu miktarıda şu şekilde: 900 gram ekmek, 250 gram et, 150 gram bulgur, 20 gram zeytinyağı, 20 gram tuz, 9 gram sabun.

Osmanlı Genelkurmayı da Çanakkale Cephesi’nde iaşe durumunun gayet olumlu olduğunu, hatta birinci siperde savaşan nefere kahve ikramı bile yapıldığını resmî tebliğle bildirmiştir. 

Sahra fırınlarında yemek ve ekmek pişirilirken çıkan duman düşman donanmasının ateş açmasına sebep olduğundan dolayı kimi zaman dağıtılan yemekler soğuk olabiliyordu. Düşmana açık hedef olmamak için fırınlar mümkün olduğu kadar cephe gerisine, vadilerin içine yerleştirilmişti. Burada pişen yemeğin karavanayla cepheye taşınması esnasında soğuması, dökülmesi veya top atışlarından dolayı içlerine çer çöp ya da toz kaçması kaçınılmazdı.Şartlar elverdiğince günde en az iki öğün olarak iki üç çeşit yemek dağıtılıyor; çay, kahve ve sigara eksik olmuyordu. Kuru üzüm ve kuru fındık gibi çerezlerin de dağıtıldığını biliyoruz.

 

Askerler günlüklerinde kendilerine iyi bakıldığını belirtirken menüleri de yazmışlardı. Çanakkale Cephesi’nde teğmen rütbesiyle muharebe eden ve şehit olan İbrahim Naci’nin günlüğünde askere verilen yemeklerin gayet zengin ve doyurucu olduğu belirtiliyor. Şu satırları beraber inceleyelim:

“1 Haziran 1915: İaşe pek mükemmeldi. Bazen asker günde üç defa yemek yiyordu.

14 Haziran 1915: Akşam 6.35’te askere fasulye yemeği dağıttırdım. Bu yemek pek leziz olmuştu.

16 Haziran 1915: Öğle yemeğini fasulye, papara hoşaf olarak yedim. (…) Akşam yemeğini fasulye, pilav ve hoşaf olarak yedim.

19 Haziran 1915: Öğle yemeği semizotu, ciğer yahnisinden ibaretti.”

Mantı bile veriliyordu

Komutanlardan Selahaddin Adil Bey eşi Siret Hanım’a gönderdiği 15 Temmuz 1915 tarihli mektupta canının kuruyemiş, yemiş ve reçel çektiğini yazmış; eşinden bu gıdalardan kuru, sulu ne olursa göndermesini rica ediyordu: “Çok şükür, yediklerimiz şikâyet edilecek gibi değil, aşçımızdan böreğinden tatlısına kadar yiyoruz”. şeklinde belirtmiş.

26 Ağustos 1915: Yemek yedik, güzel bir imambayıldı, bir nargile, bir kahve ile güzel bir keyif yaptım.”

1 Eylül 1915: Bir kahve ve bir nargile aşk ettim. Yemek geldi, yedim. Biraz gazete okudum. (…) Ateş yaktırdım, biraz sucuk kızartıp yedim.

26 Eylül 1915: Oturup yemek yediysem de canım istemiyor. Sucuk ve bulgur pilavından birkaç kaşık aldım, karnım doydu, kahve ile nargileyi çektim.

3 Ekim 1915: Yemek hazır fakat canım istemiyor, zorla mantı ile lapayı yedim, kahve ile nargileyi çektim.

16 Ekim 1915: Yemek geldi. Izgara köftesi ve çorba oturup yedim.”

Şartların nispeten elverişli olduğu bu Çanakkale cephesinde Mehmetçik tarihin en şanlı ve mukaddes zaferlerinden birini armağan etmişti ülkesine.

Ruhları şad olsun.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir