Kaderden Kaçabilir Miyiz?

Hz. Ömer (r.a.) bir yolculuktayken, gitmek üzere oldukları Şam’da salgın hastalık ortaya çıktığını haber alınca gerekli istişâreler sonucunda Şam’a gitmekten vazgeçmiştir. Aslında Cenâb-ı Hakk’ın ve Hazret-i Peygamber’in emrine daha uygun olan bu ihtiyat ve tedbir karşısında sahâbeden Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a.), Hz. Ömer’e (r.a.):

“–Allâh’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” diye sormuş, Hz. Ömer (r.a.) ise, o âlim ve fazilet sahibi sahâbîden böyle bir soru beklemediği için:

“–Keşke bunu senden başkası söyleseydi ey Ebû Ubeyde! Evet, Allâh’ın kaderinden, yine Allâh’ın kaderine kaçıyoruz. Ne dersin, senin develerin olsa da bir tarafı verimli, diğer tarafı çorak bir vâdiye inseler ve sen verimli yerde otlatsan Allâh’ın kaderiyle otlatmış; çorak yerde otlatsan yine Allâh’ın kaderiyle otlatmış olmaz mıydın?” (Buhârî, Tıb, 30)

Kaderin, ‘bizim irademizle yürümeyi tercih ettiğimiz yolun Allah tarafından yaratılması’ olarak algılanması gerektiğini düşünüyorum. İnsan, sağ taraftaki patikadan yürümeyi seçtiği vakit Allah ona yürüyeceği bir patika yaratır. Eğer sol taraftan gitmeyi tercih ederse de yine bireyin talebi doğrultusunda bir patika yaratılmış olur. Her iki seçenekte de kişinin karşısına çıkan hadiseler kendi seçimiyken  bu yolları yaratan ancak Allah’tır. Kul, yürümek istediği yolu seçmeyerek de bir tercih de bulunmuş olur. Kendisine düşünme yetisi, iyiyi ve doğruyu ayırt edebilme kabiliyeti verilen kişi her üç seçenekte de kendi tercihini yapmış olur.

”Kader; bir son durak değil, tedbirle ilerlenmesi gereken bir yoldur.”

Halk arasında yaygın bir kadercilik anlayışı var. ”Alın yazım neyse onu yaşarım.” , ”Kaderde varsa zaten kaçamayız!”, ”Takdiri ilahi!’ gibi söylemler doğru kullanılmadığı takdirde yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermektedir.  İşimize geldiği gibi hareket edip, yapıp ettiklerimizi kadere bağlamak, sorumluluğu tabiri caizse Allah’ın üzerine atmaktır.

İnsanın aklını askıya almasının savunması; ‘hataların ve meydana gelen olumsuzlukların sebebinin kader olarak gösterilmesi’  olmamalıdır. İnsanı hayvandan ayıran temel vasfı aklıdır. Yaptığımız eylemleri, seçimleri, verdiğimiz kararları bize verilen bu akıl sayesinde hayata geçirebiliyoruz. Giydiğimiz kıyafeti, aldığımız arabayı, verdiğimiz oyu, mesleğimizi kendimiz seçiyoruz. Yaptığımız seçimler ve aldığımız kararlar doğrultusunda hayatımıza devam ediyoruz. Ya tutarsa mantığıyla üniversite sınavına girmediğimiz gibi, kaderimde varsa yaşarım deyip uçurumdan da atlamıyoruz. O halde meydana gelen olumsuz sonuçları nasıl kadere bağlayabiliriz?

Tevekkül, üzerimize düşen vazifeyi layıkıyla yerine getirdikten sonra sonucu Allah’tan bekleyerek olur. Bir öğrenci olarak sınavlardan önce çalışmamız gerektiği gibi, hastalıktan önce de gerekli tedbirleri almamız gerekir. Konunun uzmanları yapmamız gerekenleri söylediğinde, bizim yapabileceğimiz en iyi şey söylenenlere uymaktır. Eğer bizler vatandaşlar olarak elimizden gelenin en iyisini yaparsak sonuç ne olursa olsun bir pişmanlığımız olmayacağı gibi vicdanen de rahat oluruz. Bireysel olarak yapılan en küçük bir tedbirsizlik nedeniyle başkalarının sağlığını tehlikeye sokmak bu dünyada vicdan azabı olarak karşımıza çıkabileceği gibi öteki tarafta da bize üzüntü olacaktır.

Sosyal medyada şahit olduğumuz paylaşımlar arasında ‘Evimde de olsam, Allah yazdıysa zaten virüse yakalanırım.’ ‘Allah isterse beni  bütün kötülüklerden korur!’ gibi düşüncesizliklerle toplum sağlığını tehlikeye atmak bedeli ödenemeyecek bir vebaldir.

Kader, evde oturarak da dışarıda gezerek de kaçabileceğimiz bir son durak değil aksine tedbirle ilerlememiz gereken bir yoldur. ”İnsan Allah’ın kaderinden ancak yine Allah’ın kaderine kaçabilir”.  Sonucu meydana getirmek Allah’a mahsus olduğu için biz aciz kullar ancak kontrolümüzde olan şeylerden sorumluyuz. Bizi bu dünyaya bir amaç için gönderen Yüce Allah’ın bizden ne istediğini tam anlamıyla idrak edebilirsek, bir çok sorunumuz kendilinden çözülecektir.  Allah kullarından yapamayacakları şeyleri istemez. Allah hadiseler karşısında doğru tepkiler vermemizi ve harekete geçmeden önce düşünüp doğru kararı vermemizi ister.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir